“… Git, dostum, git!
… Mutlu olmaya hakkın olup olmadığını bilmek için yıldızlara danışmaya gereksinimin mi var? Devrimin uzmanları vardır, tıpkı Şiirin ve Resmin olduğu gibi. Onlar ne zaman ve nasıl dolu dolu yaşamaya hakkın olduğunu bilmez değildirler. Geleceğin bilicileri tarih adına sana geçişi yasaklıyorlar.
Ama tarih, dostum, o aynı zamanda sensin. Ve resim ve şiir de sensin. Neden sözünü terk ediyorsun? Üzüntünün nedeninin ondan kaynaklandığını, sözünü onlardan geri alırsan yeniden neşeli ve özgür olacağını anlamıyor musun?
Dostum, uzun süre önce, belki de sen yeni doğduğun sırada yazdığım bu öyküye aklı başında bir önsöz yazıyordum. Dost, Kardeş gibi sözcükler kullandım ve zavallı bilgeliğim uçup gitti…
Sanat hayattır: Bazen olumsuzlama, bazen de mutlu bir olumlama. Sözümüze egemen olduğumuz zaman içimizden her biridir sanat.
Benimki gibi senin Sözün de dilden geçer. ama orada donup kalmaz. Bütün herkes konuşuyor: Kim söylüyor, dostum?
Ben neden nefretle dolu bu cüceyim dostum? Ve sen neden O’sun? Söz çınlasın diye hepimiz alınlarımızı dil duvarına vuruyoruz?
… Mutluluk ve özgürlük mü istiyorsun? Evet, diyorsan mutsuzluğa ve tutsaklığa hazır ol. Yeniden doğuşu mu istiyorsun? O halde ölüme razı ol. Ya sevinci? Üzüntünü tüketmekle başla işe.
… Neden bir kış günü, her sözü bir sırıtma olan bu canavar olmak istediğimin ayrımına varabiliyor musun?
Kalabalıkla birlikte yürümek isteyen, şiirden vazgeçsin, sözünü boğsun, bilgeliğin yoluna girsin. Ama eğer sanat yoluna girmek istiyorsa, işte kollarının arasında gitarıyla ölüme yürüyen kambur cüce: Onun simgesidir bu.
Sanat kutsaldır ve sanatçı aydınlığı en yüksek bedel karşılığı kazanır…” (Sonsöz den…)
“Gitar, Fransa’nın saygın yazarlarından Michel del Castillo‘nun bir kısa romanı. Mektup biçiminde tasarlanmış bu romanın başkişisi, korkunç görünümlü ve herkesçe ‘canavar’ olarak tanımlanan bir cüce. Varlıklı bir ailenin oğlu olan ve büyük bir malikanede yaşayan cüce, çevresindekilere ve topraklarında yaşayan köylülere yaklaşmaya, onlarla ilişki kurmaya çalışır, ama, onu ‘canavar’ olarak gören insanlar onu aralarında istemezler; yaptığı iyiliklere bile kötülükle karşılık verirler. Cüce de bir tür savunma iç güdüsüyle onların kendisine biçtiği rolü üstlenir ve elinden gelen her kötülüğü denemeye başlar. Gitar çalan bir çingeneyle karşılaşması, tüm yaşamının yönünü değiştirir. Gitar çalmayı öğrenerek bu yolla içindeki masumiyeti dışarı vurmak, duygularını dile getirmek, insanlara yaklaşabilmek ister. Köyde yapılan bir şenlikte başarılı bir gitarcı olarak insanları büyülemeyi de başarır. Ancak olaylar hiç de onun düşündüğü gibi gelişmez. Michel del Castillo bu kısa romanında, masumiyet teması üzerine sert ve büyüleyici bir öyküyü işlemiş. Lanetlenmiş bir ruhun yalnızlığını irdeleyen yazarın bu küçük ama etkileyici romanının kahramanı olan, tek tutkusu ve yaşama nedeni saydığı gitarıyla kendini insanlara kabul ettirmek isteyen acınası cücenin yüzünü unutmak olanaksız.” (Arka Kapak)
Her birimiz bu cüce gibi birer ‘canavar’ sayılabiliriz. Ya da ‘canavar’ saydıklarımız olabilir. ‘Canavar’ etiketinin altında senin ya da çevrendeki canavarların bir ‘kalp’ taşımaması gerekir kahramanımıza göre. Çünkü diğerlerinden farklıysan, diğerlerinin dünyasında acı verecek bir durumdur bu. İnsanın insanı yiyip bitirdiği o dünyada bir kalple ne yapacağını bilemezsin.
Öte yandan, ‘ömür’ dediğimiz, bir kendini anlatma çabasından ibaretmiş, sırf başkaları bizi anlasın diye… Kendini ifade araçların acımasızca ellerinden alınsın, gör bak, neler oluyor o zaman!..









