“Yayan olarak, yüreğim sevinç içinde çıkıyorum yola,
Sağlıklı, özgür, bütün dünya önümde
Uzun toprak rengi patika önümde, nereye istersem götürür beni…”
Whitman / çev. Memet Fuat

Sağ elimin işaret parmağında küçük bir kızarıklık fark ettim, parmağımı hareket ettirirken yaşadığım acı karşısında. Ardından da yüzümde bir tebessüm… Bu tebessüm ikinci kez gelip de yerleşti yüz ifademe ve bir anlam kattı hayatıma. İlki, gitar çalmaya çalışırken bareli akorlardan oluşan bir parçada parmak uçlarım yara olduğundaydı. Adeta emeğimin ve duygularımın yansımasıydı onlar. Hem iyileşmelerini beklemiştim; hem de onları taşıyabilmeyi sonraki adımlarıma…
Ve ikincisi ise, müziğe doyduğum (aslında doyamadığım
) iki günlük programımızın ardında Durul Gence’nin liderliğiyle yaptığımız ritm çalışmasında çalmaya çalıştığım “tumba”nın ve dolu dolu geçen iki günün izleri sanki. (Çok büyük ihtimalle kendimi fazlasıyla kaptırıp tumbanın kenarına çarptım parmağımı.) Şimdi de hem işlerimi daha rahat yürütebilmek için kesilmesini istiyorum acının; hem de taşıyabilmeyi onu sonraki adımlarıma…
“Enstruman çalmak, bir aşamadır” dediğini hatırlıyorum Durul Gence’nin… “O enstrumanı çalmayı devam ettiremesen bile, çalmanın ve üretmenin güçlüğünü anlarsın. Ve, bu da beraberinde saygıyı getirir.”
İşte ben onu Anadolu’yu simgeleyen “Ben Kibele; ana tanrıça!…” parçasındaki gözyaşlarımızda; “Sular Aydınlanıyor” oyunu için bestelediği parçanın yarattığı yoğunlukta anladım.
“En son dinlediğim parçayı sorsanız, en son gittiğim konseri sorsanız size açıklamakta zorlanırım. Çünkü, şimdiye kadar o kadar çok şey dinlemişim ki; artık sessizliği dinliyorum.” dediğinde sükunetindeki coşkuda anladım; sakinliğinin arkasındaki derinlikte…
Ben onu, nasıl müzisyen olduğunu anlatırken; yaptığı seçimlerde ve aldığı risklerde anladım; bunları anlatırken bana (bize) akan müzik sevgisinde…
Parkinson rahatsızlığı olmasına rağmen çalarken enstrumana ve çevreye yansıyarak bu rahatsızlığı yok eden aşkta (ya da meşkte)…
Ben onu “Gel, sen de gel…” diyen Akdeniz Şarkısı’ndaki hoşgörüsünde ve açık yürekliliğinde anladım.. Büyüklüğünde; bir o kadar da tevazusunda…
Nevin hocamızın deyimiyle edindiğimiz bir slogan var: “Sanat, hınzır ve utangaç bir dışavurumcudur.” Ben onu, eserlerinden öte, kişilik özelliği olduğuna inandığım dinginliğinde ve dinginliğinin arkasından bize yansıyan ağırlıkta anladım.
Saygıyı fazlasıyla hak eden; İSMİ GİBİ SAYDAM İNSAN…

Read the rest of this entry »