Çubuk’taki okullardaki öğretmen ve öğrencilerin birlikte çıkarmak için hazırladığı MERDİVEN dergisi için yazdığım yazı…
(Derginin yayınlanıp yayınlanmadığından emin değilim; henüz bana ulaşmadı, ama yazımı burada da paylaşmak istedim.)
23.4.2009
Sevgili Gençlik
Öyle parçalandım ki ömrümde sevgiyle öfke arasında
Sevgimi öfke vurdu
Öfkemi sevgi kaçırdı
İçim parçalandı arada
Bir de bi gün baktım gökyüzüne, bir bayram gecesi
Bir kestane fişeği açmış yedi rengimden
Yağıyorum çocukların üstüne…
Can YÜCEL
BİR KUCAK DOLUSU İNSANLIKLA…
Kendi duygularının farkında olmaya çalışırken, başkalarının duygularını anlamaya ve onlara duygularını anlatmaya çalışmanın yaşamda ne kadar hassas, bir o kadar da özel bir denge üzerine kurulu olduğunu bilirim. O hassas ve özel dengede düşmeden durabilmek, bunun da ötesinde başkalarının da düşmemesi için elleri yakalayabilmek, bir psikolojik danışmanın özetle iş tanımı çünkü. O dengede durabilmek, “psikolojik danışman” rolünden de öte, “insanlık” değerini dikmek, beslemek ve büyütmek aslında.
Peki, kimdir “insan”?
Ne için büyümeye ve büyütmeye bu özen?
Sevgiyle öfke arasındaki “vur-kaç” döngüsünü nasıl adlandırmalı?
“Her insan öldürür sevdiğini!” demişti Oscar WILDE. İşte ben bunu, henüz sosyal yaşamlarını oluşturmanın ilk aşamasındalarken, en başta anne ve babalarının sevgisi altında tökezleyen çocukların gözlerinde okudum; en saf haliyle… Annesini çok sevdiği, hatta ona muhtaç olduğu anda, annesi tarafından terk edilen bir çocuğun gözyaşlarında ve kendini acıdan koruma biçiminde… “Çiçek” olan; ama köklerini toprakta değil de saksıda resimleyen bir çocuğun boyalarının renklerinde… Henüz tanışmadan “kötü” olduğuna karar verilen adamlardan kaçılan rüyalarda… Mükemmel olmazsa sevdiklerinin emeklerinin boşa gideceğine inanan bir çocuğun akıcı olmayan konuşmalarında, kızaran yüzünde, titreyen ellerinde ve hiç susmayan, dışarı fırlamak isteyen kalbinde… Bireyselliğini kazanmak isteyen ergenlerin kendilerini ifade çabalarında… Başarısızlık anlarında kişinin “tembel” ve “işe yaramaz” olarak etiketlendiği sınav odaklı eğitim sistemimizde… Güzellikleri övülmeyen, yetenekleri desteklenmeyen girişimcilerin kırılan heveslerinde ve azalan özsaygılarında… Bizi en çok sevdiklerimiz incitebilirmiş; gördüm.
…
Çocuk olmanın, büyümenin zorluğu oranındadır insan olmanın zorluğu da. İnsan olmak, en başta kendi bakış açısının farkında olmayı gerektirir; büyüklerin bakış açılarını göz ardı etmeden. Bakış açılarına dışarıdan kocaman bir bakışla bakabilmek, insan olmak… Uyumlu büyüyen insanı da anlayabilmek, uyumsuzu da…
…
İnsan olmak, düzenden yeni bir düzen oluşturmak…
… Yollar bulmak ve yollar açmak güzelliğe; sınırlı bakan gözlerle değil, o gözlerin ötesindeki geniş açılı gözlerle…
Önce kendimizle barışmak, insan olmak; ardından diğer insanlarla…
İnsanlarla bir anlaşmada birleşmek insanlık uğruna…
İnsan olmak, tüm duyu organlarıyla evrenselliği kucaklamak…

Read the rest of this entry »