Toplumsal Cinsiyet Işığında Kadınların Güçlenmesi (Eğitim Duyurusu)

Posted by | Posted in Çalışmalarım | Posted on 01-06-2010

12 Haziran 2010  (10.00-17.00) / Yürüten: Psi. Dan. Fatma ARICI

13 Haziran 2010 (13.00-16.00) / Yürüten: Av. Figen DEMİR ÇIRA – Psi. Dan. Fatma ARICI

Yer: Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği

        (Öncebeci Mah. Umut Sok. No: 50/4)

          Kolej / Ankara)

 

Eğitimin Amacı: Kadınlık ve erkeklik kavramlarının toplumsal olarak nasıl şekillendiği, toplumsal cinsiyete bağlı roller ve önyargılar üzerinde farkındalık kazanmak;

toplumsal yaşamda kadınlara yönelik ayrımcılığın hangi alanlarda ve nasıl yaşandığı üzerinde düşünerek örnek olaylar doğrultusunda kadın hakları konusunda bilgilenmek

Eğitimin İçeriği: Biyolojik cinsiyet – toplumsal cinsiyet kavramları

                            Toplumsal cinsiyete bağlı roller ve önyargılar

                            Toplumsal yaşamda cinsiyetçi işbölümü ve cinsiyet ayrımcılığı

                            Kadın hakları (yasal çerçevede)

Katılımcılar: Üniversite eğitimini tamamlamış ya da eğitimine devam etmekte olan, konuya ilgi duyan herkes

(Eğitim, kaydını yaptıran ilk 15 kişi ile sınırlı tutulmaktadır; ancak aynı eğitim, tarihi daha sonra belirlenerek tekrarlanacak ve kayıtlar söz konusu eğitim için de değerlendirilecektir)

 İletişim ve kayıtfarici@hacettepe.edu.tr

Kariyer Yelkenlisi

Posted by | Posted in Çalışmalarım | Posted on 10-04-2010

KARİYER DANIŞMANLIĞINDA KULLANILABİLECEK BİR MODEL ÖNERİSİ:

KARİYER YELKENLİSİ

 Prof. Dr. Fidan KORKUT – OWEN*, Miray AÇIKEL**, Fatma ARICI**, Pınar ÇAĞ**, Selen DEMİRTAŞ**, Elif EMİR**, Cennet ERDOĞMUŞ – ZORVER**, Bediha İPEKÇİ**, Alper KÜÇÜKAY***, Tansu MUTLU**, Emran SAKA**, Gamze ÜLKER **

*H.Ü. PDR Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

**H.Ü. PDR Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi

*** ODTÜ Kariyer Merkezi

Kariyer, bir ömür boyu yaşanan olaylar dizisi, mesleklerin ve diğer yaşam rollerinin birbirini izlemesi sonucu oluşan genel görünüm ve mesleki gelişim çizgisinde ilerleme, duraklama ve gerilemeleri ifade eden bir kavramdır. Kariyer danışmanlığının amacı, farklı gelişim aşamalarındaki bireylerin seçeneklerini fark etmesine, planlar yapmasına, eğitsel ve mesleki kararlar almasına yardım etmektir. Yurt dışında bireye bu hizmet sunulurken, danışana ve psikolojik danışmana bir nevi yol haritası sağlayan “Mesleki Teleskop” gibi çeşitli modellerden yararlanılmaktadır. Türkiye’de ise bu amaçla geliştirilmiş bir model bulunmamaktadır.

Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi’nde 2009 – 2010 öğretim yılı güz döneminde alınan Mesleki Danışma dersi gereği yüksek lisans öğrencileri tarafından geliştirilen ve üzerinde halen çalışılan ‘Kariyer Yelkenlisi’ modeli anlatılmıştır. Bu model, bireyin kariyer hedeflerini belirleyerek kararlar alabilmesini ve kararları doğrultusunda da ilerleyebilmesini, bir deniz yolculuğuna benzetmektedir. Her bireyin kariyer yolculuğunda yolculuğun yönünü belirleyen çeşitli etmenlerden söz edilebilir. En önemli etkenlerden olan bireysel özellikler yelkenlinin gövdesi biçiminde simgeleştirilmiştir. Bireysel özelliklerde, ilgiler, yetenekler, değerler, amaçlar, beklentiler, kişilik özellikleri, bireyin kendine ve mesleklere ilişkin algıları, deneyimleri gibi nitelikler yer almaktadır. Meslek seçimini ve kararını etkileyen etmenlerden sosyal özellikler yelkenlerden birisi olarak sembolleştrilmiştir. Bu boyut meslek seçiminde ailenin özelliklerini, içinde yaşanılan kültürün mesleklere ve cinsiyete dayalı algılamalarını, sosyal yapıyı ve medyanın etkisini içermektedir. Diğer etmenlerden olan politik, ekonomik, yasal ve sisteme ilişkin özellikler, ikinci yelken ile simgelenmiştir. Bu boyutta o ülkedeki istihtam politikaları, eğitim kurumlarına ve işe yerleşme politikaları, sınav sistemleri gibi özellikler yer almaktadır. Modelde önemli etmenlerden birisi olarak tanımlanan şans, yelkenlinin hareket etmesi için gereken; ancak kontrol edilemeyen rüzgar ve dalga olarak simgeleştirilmiştir. Bu boyut başta şans olmak üzere sağlık koşulları, doğal olaylar gibi etmenlerden oluşmaktadır.

Read the rest of this entry »

Bir Kucak Dolusu İnsanlıkla…

Posted by | Posted in Çalışmalarım | Posted on 04-08-2009

Çubuk’taki okullardaki öğretmen ve öğrencilerin birlikte çıkarmak için hazırladığı MERDİVEN dergisi için yazdığım yazı…

(Derginin yayınlanıp yayınlanmadığından emin değilim; henüz bana ulaşmadı, ama yazımı burada da paylaşmak istedim.)

 

23.4.2009

Sevgili Gençlik

Öyle parçalandım ki ömrümde sevgiyle öfke arasında

Sevgimi öfke vurdu

Öfkemi sevgi kaçırdı

İçim parçalandı arada

Bir de bi gün baktım gökyüzüne, bir bayram gecesi

Bir kestane fişeği açmış yedi rengimden

Yağıyorum çocukların üstüne…

Can YÜCEL

BİR KUCAK DOLUSU İNSANLIKLA…

Kendi duygularının farkında olmaya çalışırken, başkalarının duygularını anlamaya ve onlara duygularını anlatmaya çalışmanın yaşamda ne kadar hassas, bir o kadar da özel bir denge üzerine kurulu olduğunu bilirim. O hassas ve özel dengede düşmeden durabilmek, bunun da ötesinde başkalarının da düşmemesi için elleri yakalayabilmek, bir psikolojik danışmanın özetle iş tanımı çünkü. O dengede durabilmek, “psikolojik danışman” rolünden de öte, “insanlık” değerini dikmek, beslemek ve büyütmek aslında.

Peki, kimdir “insan”?

Ne için büyümeye ve büyütmeye bu özen?

Sevgiyle öfke arasındaki “vur-kaç” döngüsünü nasıl adlandırmalı?

“Her insan öldürür sevdiğini!” demişti Oscar WILDE. İşte ben bunu, henüz sosyal yaşamlarını oluşturmanın ilk aşamasındalarken, en başta anne ve babalarının sevgisi altında tökezleyen çocukların gözlerinde okudum; en saf haliyle… Annesini çok sevdiği, hatta ona muhtaç olduğu anda, annesi tarafından terk edilen bir çocuğun gözyaşlarında ve kendini acıdan koruma biçiminde… “Çiçek” olan; ama köklerini toprakta değil de saksıda resimleyen bir çocuğun boyalarının renklerinde… Henüz tanışmadan “kötü” olduğuna karar verilen adamlardan kaçılan rüyalarda… Mükemmel olmazsa sevdiklerinin emeklerinin boşa gideceğine inanan bir çocuğun akıcı olmayan konuşmalarında, kızaran yüzünde, titreyen ellerinde ve hiç susmayan, dışarı fırlamak isteyen kalbinde… Bireyselliğini kazanmak isteyen ergenlerin kendilerini ifade çabalarında… Başarısızlık anlarında kişinin “tembel” ve “işe yaramaz” olarak etiketlendiği sınav odaklı eğitim sistemimizde… Güzellikleri övülmeyen, yetenekleri desteklenmeyen girişimcilerin kırılan heveslerinde ve azalan özsaygılarında… Bizi en çok sevdiklerimiz incitebilirmiş; gördüm.

Çocuk olmanın, büyümenin zorluğu oranındadır insan olmanın zorluğu da. İnsan olmak, en başta kendi bakış açısının farkında olmayı gerektirir; büyüklerin bakış açılarını göz ardı etmeden. Bakış açılarına dışarıdan kocaman bir bakışla bakabilmek, insan olmak… Uyumlu büyüyen insanı da anlayabilmek, uyumsuzu da…

İnsan olmak, düzenden yeni bir düzen oluşturmak…

… Yollar bulmak ve yollar açmak güzelliğe; sınırlı bakan gözlerle değil, o gözlerin ötesindeki geniş açılı gözlerle…

Önce kendimizle barışmak, insan olmak; ardından diğer insanlarla…

İnsanlarla bir anlaşmada birleşmek insanlık uğruna…

İnsan olmak, tüm duyu organlarıyla evrenselliği kucaklamak…

deneme20928

  Read the rest of this entry »

Toplumun Kurbanları mı Katilleri mi?

Posted by | Posted in Çalışmalarım | Posted on 28-07-2009

Toplumun Kurbanları mı Katilleri Mi? : İki Seri Katilin Yolculuğu

Fatma ARICI

Selen DEMİRTAŞ

Hacettepe Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Ankara

5368_150076900040_742980040_3712328_6832881_n

 

Tarih incelendiğinde, siyasi ya da kişisel sebeplerden ötürü işlenmiş kitle cinayetlerinin öykülerine sıklıkla rastlamaktayız. Ancak, bugün adına “seri cinayet” denen olgu, diğer cinayet türlerinden farklıdır. Üstelik yirminci yüzyılda giderek artış gösteren, toplumun huzurunu tehdit eden bu cinayetler, içinde bulunduğumuz çağda da olumsuz etkisini gösterecek gibi görünmektedir (Innes, 2006).

 

Seri katil; seri olarak birden fazla cinayet işlemiş olmakla birlikte bu cinayetleri işlemesinde etkili olan psikolojik saiklere, olay sonrası, olay yeri ve kurban motifleri yönü ile farklılık arz eden katilin psikolojik dengeleri, problemleri faktör olarak ortaya çıkan psikolojik dürtülerin gözlendiği katil tipidir (Kaygısız, 2009). Seri katiller, siyasi, kişisel ya da maddi sebeplerden ziyade, toplumun belirli bir kesimine duydukları şiddetli bir öfke sebebiyle cinayet işlerler. Bu cinayetlerin dünyanın her yerinde işlenmesi mümkün olmakla birlikte, özellikle Kuzey ve Güney Amerika’da yaygın olduğu; tüm dünya için ise bir toplumun düzenini bozacak bir tehdit olduğu gözlenmektedir (Innes, 2006).

 

Seri katillerin kişilik özellikleri ve yaşam öyküleri incelendiğinde, dışlanmışlık, aşağılık duygusuna sahip olma ve bunun intikamını alma isteği, problemli bir çocukluk geçmişi (cinsel saldırıya uğrama vb.), cinsel karmaşa yaşama gibi ortak özellikler gözlenmektedir. Bu ortak özellikleri sosyal bilimciler; altını ıslatma, kundakçılık ve sadist eylemler olmak üzere üç ana belirleyici unsur ile ele almaktadırlar ve bu unsurlardan yola çıkarak da, küçük çocuklarda belirli davranışsal özelliklerin önceden saptanıp saptanamayacağı, çocukların durumu patolojik vakalara dönüşmeden onları rehabilite etmek üzere adım atılıp atılamayacağı üzerinde düşünmektedirler (Schechter, H. ve Everitt, D., 2006).

 

Bu çalışmada sosyal bilimcilerin üzerinde düşündükleri konular, iki ünlü seri katil olan Ailen WUORNOS ve Jeffrey DAHMER’in yaşam öyküleri üzerinden incelenmiş; bu katilleri suça yönelten faktörler psikolojik açıdan ele alınmış ve “suç” ve “şiddet” olguları; bu olgular üzerinde aile ve çocukluk dönemi yaşantılarının etkisi tartışılmıştır.

 

Anahtar Kelimeler:  katil, seri katil, suça eğilim, çocukluk yaşantıları, Jeffrey DAHMER, Ailen WUORNOS

 

VI. Ulusal PDR Öğrencileri Kongresi bildiri özeti (Uludağ Üniversitesi – 2009)

 

aileen-wuornos-ve-jeffrey-dahmer-yolculuk

Çocuklarda Uyum ve Davranış Sorunları

Posted by | Posted in Çalışmalarım | Posted on 15-07-2009

dscf65491                 dscf6552

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

13.07.2009 tarihinde Çubuk Aile Yaşam Merkezi’nde “Anne-Baba Okulu Projesi” kapsamında yapılan “Çocuklarda Uyum ve Davranış Sorunları” başlıklı sunuma aşağıdaki linkten ulaşılabilir:

cocuklarda-uyum

Etkili Anne-Baba Olmak

Posted by | Posted in Çalışmalarım | Posted on 10-07-2009

 ”Anne-babalık mesleği; günün 24 saati icra edilen bir meslektir. Diğer meslekler deneme-yanılmayı kaldırabilirler; ancak anne-babalık mesleğinde deneme-yanılmaların sonucu çok ciddi olabilir…”

09.07.2009 tarihinde Çubuk Aile Yaşam Merkezi‘nde “Anne-Baba Okulu Projesi” kapsamında yapılan sunuma aşağıdaki linkten ulaşılabilir:

etkili-anne-baba-olmak

 

dscf6517

Ergenlik

Posted by | Posted in Çalışmalarım | Posted on 25-03-2009

6., 7. ve 8. sınıf aileleri için “Ergenlik dönemi” ile ilgili hazırlanmış bir sunu…

ergenlik

Rogers ve Ellis’in Kuramlarının Karşılaştırılması

Posted by | Posted in Çalışmalarım | Posted on 11-03-2009

Yaklaşımların adları:   Birey Merkezli Yaklaşım ve Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi

Bağlı oldukları yaklaşımlar grubunun adı

Temsilcilerinin geçmişi ve kuramın gelişimi

İnsanın doğası görüşü

Kuramların temel kavramları ve özellikleri

Psikolojik danışma süreci

                        Psikolojik danışmada hedefler ve ilkeler

                        Psikolojik danışmada psikolojik danışmanın işlev ve rolü

                        Danışanın psikolojik danışma sürecindeki yaşantısı

                        Psikolojik danışman ve danışan arasındaki ilişki

Psikolojik danışma teknikleri

Yaklaşımların katkıları ve sınırlılıkları

Yaklaşımların benzerlik ve farklılıkları

 

rogers-ve-ellis-karsilastirma

Zeka Alanları

Posted by | Posted in Çalışmalarım | Posted on 12-02-2009

ZEKA ALANLARI

Fatma ARICI – Selen DEMİRTAŞ

(Çok Boyutlu Zeka — Duygusal Zeka — Başarma Zekası — Örgütsel Zeka — Ruhsal Zeka)

zeka-alanlari

Kardeş Kıskançlığı

Posted by | Posted in Çalışmalarım | Posted on 07-02-2009

Çocuklukta Kardeşler Arası Kıskançlık

 

Fatma ARICI

Bilal AKGÖK

Hacettepe Üniversitesi, 2007

            “Kıskançlığı önlemede gösterilen çabalar, verilen tavsiyeler niçin işe yaramıyor?”, “Çocuğum normal değil mi acaba?” gibi soruları yetişkinler, çocuk yetiştirmenin ağırlığı ve telaşı içinde sıklıkla dile getirirler.  Henüz dünyaya gelmemişken bile kardeşini kıskanarak onu kabullenemeyen bir çocuk, yetişkinlerin düşündükleri gibi gerçekten normal değil midir?  Dünyaya geldiğinde bakıma muhtaç olan insan yavrusunun yetişkinlere bağımlı olduğu zaman dilimi, diğer canlılara göre daha uzundur.  Bu bağımlılık sürecinde anne-baba, çocuk için birer ‘sevgi nesnesi’dir ve bu nesnelerin paylaşılması söz konusu olduğunda kardeşini kıskanmayan çocuk var mıdır? İlk sosyalleşme deneyimlerini kardeşiyle yaşayan, ilk arkadaşlığını yine kardeşiyle kuran bir çocuk, nasıl olur da kıskançlığın etkisiyle kardeşine yönelik olumsuz duygular geliştirebilmekte, kimi zaman da bunu davranışlarına yansıtabilmektedir? 

            Bu çalışmada, yukarıdaki sorular doğrultusunda, özellikle çocukluk döneminde önemli bir gelişim sorunu olarak ele alınabilen ‘kardeş kıskançlığı’nın doğası; nedenleri, belirtileri ve tehlike yaratabilecek durumlarda alınabilecek önlemler göz önünde tutularak incelenmiştir.  Ayrıca, Adler’in görüşlerinden etkilenilerek birimizin ilk çocuk, birimizin de son çocuk olması nedeniyle, bu konunun ayrıntılı olarak araştırılması amaçlanmış; konu, çok boyutlu olarak çeşitli kuramsal yaklaşımlarla desteklenmiştir.

 

kardes-kiskancligi