Va, Vie Et Deviens

Posted by | Posted in Sinema | Posted on 15-08-2009

Bir Şans Daha

“Senden bağışlamanı istemeyeceğim. Sinirini anlayabiliyorum Sarah.

Schlomo’nun annesiyle yaşadığı dramı hayal etmeye çalış. Öyle bir anne ki, sevgisinden dolayı çocuğunu kendisinden uzaklaştırıyor. Onu tekrar göremeyecek. Kaybetmeye hazır. Hayatını kurtarmak için gönderiyor.

Ve bir adam… Karısını o kadar çok seviyor ki, yani seni, onu kaybetme korkusundan sırrını itiraf etmiyor; korkuyor.

BU, AŞK DEĞİLSE NEDİR? …”

Bir Şans Daha

Yukarıdaki alıntı, filmde içime en çok oturan bölümlerden…

 

Bir AİDİYETSİZLİK öyküsü “Va, vie et deviens”!

Aidiyetsizlik sandığımız durumlardaki “aidiyet” duygusunu açığa da vuran bir öykü aynı zamanda!

Din, ırk, renk tanımadan başka hayatları anlayabilme… Anlamaktan öte, başka hayatlara karışmak ya da başka hayatların kendi hayatına karışması… 

Bazen “bambaşka biri” olmak için bir yolculuk; bazen özünü arayış… Yersizlik hissi ve kabullenilmese ve sığmasa da dünyaya; aynı dünya içinde bir “yer” arayışı… Hem kısırdöngü hem yeni durumlara uyum sağlama…

Hem yalnızlık; hem anne, baba, sevgili, kardeş, arkadaş oluş…

İç sızlatan savaşların, barışların; farklı ülkelerin farklı politikalarının farklı insanlarının hem farklılığının hem de aynılığının öyküsü “Va, vie et deviens”!

Kendi aidiyetini ya da aidiyetsizliğini görmekten öte; “Geniş” olmak, nasıl bir şeydir? sorusunu yanıtlayabilmek, “LIVE and BECOME” sloganını anlayabilmek için bile izlemeye değer bir öykü olduğunu düşünüyorum, Va, vie et deviens’in… Read the rest of this entry »

Issız Adam’ın Issız Çığlıkları

Posted by | Posted in Sinema | Posted on 06-02-2009

ISSIZ ADAM’IN ISSIZ ÇIĞLIKLARI…

Tarık Solmuş

İçindeki derin sevgi boşluğunu doldurma çabasının upuzun yolculuğunda yeni bir adımı atmanın primitif seksüel heyecanıyla ağzı kulaklarında bir adam görüyorsunuz önce. Öylesine bir keyif ki bu; hani 40 yıldır çözülememiş bir matematik formülünün işte size süpermeni! Nostaljik müzikle kendi geçmişini arayan, aynanın karşısında kendi minik narsisizmiyle sevişen bir adam görürsünüz sonra. Nasıl bir gurur ama ! İlginçtir; her “ilişki” yeni bir gömlek, aynanın karşısında kirli sakalların hafifçe okşanışı ve dillendirilmese de içten içe dudaklardan dökülen “aşkım; Alper’cim, hımmm, canım benim” sözleridir. Ve tabiî ki yeni bir çarşaf demektir; bir öncekinin izi kalmasın da bir an önce, bir sonrakine yer açılabilsin diye. Sakın; iz kalmasın, ne bir dokunuş ne de bir sevgi kırıntısı. Yıpratıcı, tüketici ama bir o kadar da haz verici bir bağlanmamaya bağlanma yolculuğu sürer gider böylece. İşte size “çapkın”, “karizmatik” ve de “tamam, serseri merseri ama çok yakışıklı, çok da çılgın” bir “güçlü” Türk erkeği profili. Günümüz kadınlarının en ama en güvenli limanı; bir gemi kalkarken daha bir başka geminin çoktan yanaştığı en çekici liman…

Hiç çözümlenmemiş erkek modeli kaybının en net temsilcisi babanın bıraktığı toprakla açılan yemek bahçesinde bir erkeğin de bir kadının da nasıl memnun edileceğini iyi bilen bir aşçıdır Alper. Her müşteri hassas, özen isteyen, narin bir kadın gibidir onun için. Kadınlara dokunmaktan ürken Alper’in yemekleriyle dans edişine tanık olursunuz. Hiçbir memnuniyetsizliğe yer yoktur hayatında; hiçbir reddedilmeye, olasılığına bile. Olasılıkta bile, önce o reddecektir… Read the rest of this entry »