<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fatma ARICI</title>
	<atom:link href="http://www.fatmaarici.com/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.fatmaarici.com</link>
	<description>Psikolojik Danışman</description>
	<lastBuildDate>Fri, 11 May 2012 19:29:19 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Sıradan Bir Kadının Sıradan Bir Günkü Dansı</title>
		<link>http://www.fatmaarici.com/?p=674</link>
		<comments>http://www.fatmaarici.com/?p=674#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 May 2012 19:29:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündelik yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatmaarici.com/?p=674</guid>
		<description><![CDATA[“Derler ki, aşk da unutulurmuş her şey gibi. Hem de yaşanıp bittikten, soğuyup küllendikten sonra değil, tam da doludizgin devam ederken unutulabilirmiş aşk. Neyse ki, Zühre yıldızı varmış göğün üçüncü katında. Halen aşık olup olmadıklarını ve eğer aşıklarsa kime aşık olduklarını hatırlayamayanlar, göğün üçüncü katına çıkıp, Zühre yıldızının elindeki aşk aynasına bakarlarmış. Baktıklarında gördükleri yüz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Derler ki, aşk da unutulurmuş her şey gibi. Hem de yaşanıp bittikten, soğuyup küllendikten sonra değil, tam da doludizgin devam ederken unutulabilirmiş aşk. Neyse ki, Zühre yıldızı varmış göğün üçüncü katında. Halen aşık olup olmadıklarını ve eğer aşıklarsa kime aşık olduklarını hatırlayamayanlar, göğün üçüncü katına çıkıp, Zühre yıldızının elindeki aşk aynasına bakarlarmış. Baktıklarında gördükleri yüz, aşık oldukları kişinin yüzü olurmuş.</em></p>
<p><em>Derler ki, bazıları sadece zifiri karanlık görürmüş aynada. Böylelerinin hafızalarından şüphe etmeleri yersizmiş. Çünkü tekleyen hafızaları değil, aslında yürekleriymiş.”</em></p>
<p><em>(Elif ŞAFAK, Mahrem)</em></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.fatmaarici.com/wp-content/dancing-woman.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-675" title="Dancing at sunset" src="http://www.fatmaarici.com/wp-content/dancing-woman-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p> </p>
<p>Tek başına yapacağı dansa hazırlanırken bir kez daha okudu kadın, kitaptaki cümleleri. Öylesine açtığı bir sayfada… Öylesine açacağı müziğe geçmeden… Ve, tekrarladı:</p>
<p><strong>“…TAM DA DOLUDİZGİN DEVAM EDERKEN UNUTULABİLİRMİŞ AŞK.”</strong></p>
<p>İçini bir acı sarıp sarmaladı, bir anda.</p>
<p>Hareketsiz kaldı, öylece. Ne adım atacak hali kaldı, ne de yaslanarak destek alacak bir şey bulabildi. Hareketsiz, öylece… <strong>Hayat gibi!</strong> <strong>Tüm hareketliliğine rağmen…</strong></p>
<p>Bir sonraki ‘an’a geçti birden. Ve sevmedi az önceki halini. Yakışmamıştı “<strong>kendisi</strong>”ne…</p>
<p>Anlam aramaya başladı sonra. Neydi bu ağzındaki acımsı tat? Sorduğu sorulara yanıt bulamayan aklın sıkışmışlığı? Karnındaki endişe?</p>
<p>Belirsizliğe katlanamazdı; bir anlamı olmalıydı yaşadıklarının, yaşayacaklarının!</p>
<p>Hem ne vardı bu cümlede, onu öylece bırakacak? <strong>“Aşk”</strong> mı? Zaten onu aramaktan vazgeçeli çok olmuştu. Ne varlığını anlayabilirdi “aşk”ın, ne de yokluğundan özleyebilirdi “aşk”ı. “Aşk” sözcüğünden ne anladığını <strong>bilmiyordu</strong> aslında!</p>
<p>Hafızasının teklemesi değildi bu! Hele yüreğinin teklemesi hiç değil! <strong>Karanlık zifiri değildi, ama aydınlık da aramazdı gözleri.</strong> Zaten o yüzden “aşk” da demezdi gördüklerine… Zıt kutuplara gidip gelmediğinden… Zıt kutuplara kendini teslim edip de kaybolmadığından…</p>
<p>Kaybolmaktan hep korkmuştu kadın.</p>
<p>Ama kayıp bir ruhun şaşkınlığına çok benziyordu, bir önceki &#8216;an’da yaşadıkları…</p>
<p>Kime aşık olduğunu ya da olmadığını hatırlamak da değildi istediği. Bir oyundu Zühre’ye ulaşmak; aşk aynası da oyuncak…</p>
<p>Ama yine de korkuydu bir sonraki ‘an’. <strong>Ne olduğundan emin olmadığı bir sözcüğün unutulabilirliğinden korkuyordu. Hem de çocuk gibi! Gözlerini kapatınca korkunun gideceğini sanarak…</strong></p>
<p>Çünkü, akar giderdi yüreği… Net göremese de, bir sözcüğün anlamsızlığındaki anlamı aramaya akar giderdi. Tüm kararlılığına, akıllılığına, netliğine rağmen kaybolurdu belirsizlikte. <strong>Yanmaya yolculuktu çıktığı, yanmaktan ölesiye kaçınarak…</strong></p>
<p>Çünkü, kırılgandı yüreği…</p>
<p><strong>Yanmaya çıkılan yolculukta, yanmaktan ölesiye kaçınan bir başkasına kırılırdı.</strong></p>
<p>Dans ederken<strong> ‘tek başına’</strong> olmaya hazırlanırdı…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatmaarici.com/?feed=rss2&amp;p=674</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Psikodinamik Açıdan SİYAH KUĞU</title>
		<link>http://www.fatmaarici.com/?p=667</link>
		<comments>http://www.fatmaarici.com/?p=667#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 21:45:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatmaarici.com/?p=667</guid>
		<description><![CDATA[Arş. Gör. Fatma ARICI &#8211; Hacettepe Üniversitesi
Arş. Gör. Fatma Zehra ÜNLÜ &#8211; Orta Doğu Teknik Üniversitesi
Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bülteni, Aralık 2011, 2 (22), 22-23.

 
“…Bakire küçük kız, saf ve tatlı bir kuğunun bedenine hapsoluyor. Özgürlüğüne kavuşmaya çalışıyor. Ve büyüyü bozabilecek tek şey, gerçek aşk. Dileği yakışıklı bir prens tarafından gerçeğe dönüştürülecekken aşkını itiraf edemeden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #800000;"><strong>Arş. Gör. Fatma ARICI</strong> &#8211; Hacettepe Üniversitesi</span></p>
<p><span style="color: #800000;"><strong>Arş. Gör. Fatma Zehra ÜNLÜ</strong> &#8211; Orta Doğu Teknik Üniversitesi</span></p>
<p><span style="color: #800000;">Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bülteni, Aralık 2011, 2 (22), 22-23.</span></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.fatmaarici.com/wp-content/siyah.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-668" title="Film Review Black Swan" src="http://www.fatmaarici.com/wp-content/siyah-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p> </p>
<p><strong><em>“…Bakire küçük kız, saf ve tatlı bir kuğunun bedenine hapsoluyor. Özgürlüğüne kavuşmaya çalışıyor. Ve büyüyü bozabilecek tek şey, gerçek aşk. Dileği yakışıklı bir prens tarafından gerçeğe dönüştürülecekken aşkını itiraf edemeden şehvetli kardeş Siyah Kuğu onu kandırıp prensin aklını çeliyor. Mahvolmuş haldeki Beyaz Kuğu bir tepeye tırmanıyor, kendini öldürüyor. Ve özgürlüğünü ölümün kollarında elde ediyor…” </em></strong></p>
<p>Yaşam içgüdüleri ile ölüm içgüdülerinin birbirinin yerine geçmesini örnekleyen, temelini Freud’un “Yaşamın amacı ölümdür.” sözlerinde bulan bir öykü Beyaz/Siyah Kuğu’nun özgürlüğü! Masum, naif, kırılgan özellikleriyle annesinin belirlediği ahlaki ideallerle yaşamını şekillendiren küçük kız çocuğu Beyaz Kuğu’nun, kendini yok etme isteğinin (ölüm içgüdüsü) temel yaşam içgüdüleri (cinsellik, saldırganlık…) ile bütünleşerek yırtıcı, seksüel özellikleriyle genç kadın Siyah Kuğu’ya dönüşerek birey olması… Ancak bireyleşirken, iki zıt karakterin birbiriyle mücadelesinde yaşanan anksiyetenin artması nedeniyle kişiliğin, parçalanarak ve gerçekle bağını kopararak bir tepeden kendini bırakması… Nina’nın siyahı da beyazı da içselleştirmesi, iki renk arasında griyi bulamaması ve mükemmellik çabasıyla kendini sahne performansıyla eşlemesi…</p>
<p>Nina, New York’un bilinen bale topluluklarından birinde dans etmekte olan, yetenekli bir balerindir ve yeni sezonda yaşlanmış olması nedeniyle Kuğu Gölü’nün baş balerini Beth MacIntyre’ın yerine oyunda dans edecektir. Balenin öyküsüne uygun şekilde hem Beyaz Kuğu hem de Siyah Kuğu rollerini aynı anda üstlenecektir. Beyaz Kuğu’yu kendini ifade biçimine uygun bir şekilde rahatlıkla canlandırabilmekle birlikte, Siyah Kuğu arkadaşı Lily’nin ona göre daha kolay canlandırabildiği bir roldür. Nina, siyah bir kuğu gibi dans edebilmek uğruna Lily ile rekabet içindeyken kendi karanlık yönlerini tanıma ve içselleştirme çabası içine de girmektedir. Baleyi yöneten Thomas Leroy da Nina’nın “siyah” özelliklerini ortaya çıkacak şekilde pekiştiren, öykünün kusursuz prensidir. Küçük prenses Nina, ancak onu ve sahnede de seyircileri “baştan çıkararak” -mükemmelleştirdiği prens tarafından onaylanarak- özgürlüğüne kavuşacaktır (bir birey olacaktır).</p>
<p>Nina annesi Erica ile yaşamaktadır ve Erica, evle ilgili sorumluluklarını kariyerine tercih etmiş olan eski bir balerindir. Nina’nın hayatı ve balerinliği ile ilgili aşırı talepkar ve mükemmeliyetçi bir tutum sergileyen Erica, Nina’nın iyi bir performans göstermek için hiçbir zaman yeterli olmadığı inancını geliştirmesinde, devamlılığı olmayan bir onay peşine düşmesinde önemli bir temsildir. Nina’nın bireyleşme çabası da, annenin “12 yaşındaki güzel Nina’sı” rolünü reddetmesiyle başlamaktadır. Ancak, yaşamın ilk dönemlerinin kişiliğin şekillenmesindeki büyük rolü itibariyle, bu kontrollü ve kurallara uygun davranan küçük kız kimliği pek de kolay reddedilememektedir. <span id="more-667"></span>Nina, keşfettiği her bir “baştan çıkarıcı” davranışı karşısında annesiyle de yüzleşmek zorunda kalacaktır. Nitekim filmin birçok mastürbasyon sahnesine annenin yüzü de eşlik etmektedir. Ayrıca Nina oyunun son sahnesinde, ona ve onun belirlediği kalıplara bir veda edercesine, annesiyle de son kez göz göze geldikten sonra kendini tepeden aşağıya bırakarak özgürlüğüne kavuşmaktadır.</p>
<p>Filmin temelde Freud’un yapısal kişilik kuramını doğrulayacak şekilde id, ego ve süperego etkileşimini vurguladığı, hem oyunun öyküsünde, hem Nina’nın bireyleşme çabasında, hem de oyuncuların kişilik özelliklerinde gözlenmektedir. Freud’a göre kişiliğin dinamikleri, psişik enerjinin <em>(ruhsal enerji) </em>id, ego ve süperegoya dağılımından oluşmakta ve bir sistem diğer iki sistemden baskın çıkarak davranışı belirlemektedir. İd, kişiliğin temel sistemi olarak içgüdülerin yerleştiği yerdir; düzenden uzak, ısrarcı, mantık-ahlak dışı ve içgüdüsel ihtiyaçların giderilmesine yöneliktir. Ego, nesnel dünyanın gerçekliğiyle ilgilidir ve kişiliği yöneten, kontrol eden ve düzenleyen bir sistem olarak içgüdüsel gereksinimler ve dış çevre beklentileri arasında arabuluculuk yapar. Süperego ise, anne-babadan çocuklarına geçen toplum ideallerini temsil eden bir sistem olarak kişiliğin yargılayıcı yönünü oluşturur; gerçeklikten çok ahlaki hedeflere yönelerek kusursuzluk için çaba gösterir. Bu doğrultuda, Siyah Kuğu’nun enerjisini, Nina’nın kişiliğinin “id” yapısından; Beyaz Kuğu’nun ise, “süperego” yapısından aldığı; psişik enerjinin bu iki sistem arasında gidip geldiği ve bu nedenle de ego sisteminde yoğun bir şekilde anksiyete yaşandığı söylenebilir. Bu anksiyeteyi Nina tırnaklarının kenarlarını kopararak, vücudunu tırnaklayarak kendisine yöneltmekte; id (Siyah Kuğu) ve süperego (Beyaz Kuğu) çatışması içinde egonun işleyişi bozulmakta; bu durum da Nina’nın gerçekle bağını yitirmesine neden olmaktadır.</p>
<p>Film karelerine bakıldığında, Nina’nın bir birey olabilmek için idiyle (siyah kuğu rolüyle) yüzleşmek zorunda kalması sıklıkla vurgulanmaktadır. Annenin odasındaki resimlerin dile geldiği, “Benim güzel kızım!” seslerinin yankılandığı sahnede, Nina’nın telaşla oyuncaklarını saklaması, kendi odasına koşması, yüzündeki acı ve daha fazla acıyı kaldıramayan bacakların kırılması, id ve süperego arasındaki çatışmanın son noktaya geldiği anı gözler önüne sermektedir. Nina için griler yoktur; ya siyah ya da beyazdır yaşamın renkleri ve bu yüzden yüzleşmenin kendisi de bir o kadar sert ve iki uçlu olmaktadır.</p>
<p>Nina, süperegonun baskınlığı, onay alma çabası yüzünden “gerçek Nina” olamamakta, kendisini sadece yaptığı işle tanımlamaktadır. Nitekim yeni tanıştığı biri ona “Kimsin?” diye sorduğunda “Ben bir balerinim” yanıtı ve bu kişinin ona “Ben adını sormuştum” demesi Nina’nın kendini performansı, yaptığı işle tanımlamasını gösteren anlamlı karelerden biridir. Bu kareler, yoğun iş koşturmalarımız arasında tempomuz ve yaptığımız işlerin “biz” olmaya başlaması gibi, modern dünyanın değerlerini de yansıtmaktadır adeta.</p>
<p>Bize sunulan roller ve o roller içerisinde başarmamız beklenen sorumluluklar var. Ve bizler bazen bu rol ve sorumluluklara o kadar kaptırmaktayız ki kendimizi, asıl olanı, “kendilik değerimizi” yok etmekteyiz. Üstelik sadece siyah ya da beyaz olarak… Renklenmeden ve katı halde…</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ul>
<li>Corey, G. (2004). <em>Theory and practice of counseling and psychotherapy </em>(6th ed.). Brooks/Cole.</li>
<li>Dickinson, W. L., &amp; Ashby, J. S. (2005). Multidimensional perfectionism and ego defenses. <em>Journal of College Student Psychotherapy, 19 </em>(3), 41-54.</li>
<li>Geçtan, E. (2005). <em>Psikanaliz ve sonrası </em>(11. Basım). İstanbul: Metis Yayınları.</li>
<li>Türker Aka, B. ve Gençöz, F. (2010). Sinematerapinin mükemmeliyetçilik ve mükemmeliyetçilikle ilgili şemalar üzerindeki etkisi. <em>Türk Psikoloji Dergisi, 25 </em>(65), 69-77.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatmaarici.com/?feed=rss2&amp;p=667</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haydi hep &#8220;birlikte&#8221; VAN&#8217;a gidelim !</title>
		<link>http://www.fatmaarici.com/?p=656</link>
		<comments>http://www.fatmaarici.com/?p=656#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Oct 2011 18:17:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündelik yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatmaarici.com/?p=656</guid>
		<description><![CDATA[Van&#8217;da psikososyal çalışmalarda görev almak için:
 

Sayın Psikolojik Danışmanlar ve Psikolojik Danışma ve Rehberlik Öğrencileri,
  
23 Ekim Pazar günü Van ilimizde meydana gelen 7.2 büyüklüğünde deprem sonrası sunulacak olan psikososyal hizmetler çerçevesinde meslek elemanlarının deprem bölgesinde görevlendirilmeleri söz konusu olacaktır. Görevlendirmeler kamuda çalışanlar için MEB, özelde çalışanlar için ise Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği tarafından gerçekleştirilecektir. 
 
Deprem bölgesinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><span style="color: #800000;">Van&#8217;da psikososyal çalışmalarda görev almak için:</span></h3>
<h3><span style="color: #800000;"> </span></h3>
<div><em></em></div>
<div><em><span style="font-family: Georgia; font-size: medium;">Sayın Psikolojik Danışmanlar ve Psikolojik Danışma ve Rehberlik Öğrencileri,</span></em></div>
<div><em> </em><span style="font-family: Georgia; font-size: medium;"> </span></div>
<div><span style="font-family: Georgia; font-size: medium;">23 Ekim Pazar günü Van ilimizde meydana gelen 7.2 büyüklüğünde deprem sonrası sunulacak olan psikososyal hizmetler çerçevesinde meslek elemanlarının deprem bölgesinde görevlendirilmeleri söz konusu olacaktır. Görevlendirmeler kamuda çalışanlar için MEB, özelde çalışanlar için ise Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği tarafından gerçekleştirilecektir. </span></div>
<div><span style="font-family: Georgia; font-size: medium;"> </span></div>
<div><span style="font-family: Georgia; font-size: medium;">Deprem bölgesinde görev yapmak isteyenlerin organizasyonunda yararlanmak amacıyla <span style="text-decoration: underline;">&#8220;Gönüllü Bilgi Formu&#8221;</span> </span><span style="font-family: Georgia; font-size: medium;">oluşturulmuştur. Başvuru formunu doldurarak ivedilikle derneğimize ulaştırmanızı rica ederiz.</span></div>
<div><span style="font-family: Georgia; font-size: medium;"> </span></div>
<div><span style="font-family: Georgia; font-size: medium;">Türk Psikoloik Danışma ve Rehberlik Derneği</span></div>
<div><span style="font-family: Georgia; font-size: medium;">Yönetim Kurulu</span></div>
<div></div>
<div></div>
<div></div>
<h3><a href="https://www.pdr.org.tr/HaberDetay.aspx?id=195"><span style="color: #800000;">https://www.pdr.org.tr/HaberDetay.aspx?id=195</span></a><span style="color: #000000;"> tıklayarak gönüllü bilgi formuna ulaşabilirsiniz&#8230;</span></h3>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatmaarici.com/?feed=rss2&amp;p=656</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Grupla Psikolojik Danışmada Terapötik Bir Güç Olarak Psikolojik Danışman</title>
		<link>http://www.fatmaarici.com/?p=652</link>
		<comments>http://www.fatmaarici.com/?p=652#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Oct 2011 18:07:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatmaarici.com/?p=652</guid>
		<description><![CDATA[Psychological Counselor As A Therapeutic Force in Counseling
Arş. Gör. Fatma ARICI 
Prof. Dr. Nilüfer VOLTAN-ACAR
Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 2011, 4 (36), 173-179
 
Öz: Grupla psikolojik danışmada grup dinamiği, terapötik güçlerin incelenmesi ile anlaşılabilir. Bu güçler; psikolojik danışman, grup tarafından kabul, grup içerisindeki güven, grubun çekiciliği, beklentiler, danışanın hazır oluşu, ait olma, danışanın taahhüdü, katılım, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="color: #800000;">Psychological Counselor As A Therapeutic Force in Counseling</span></strong></p>
<p><em><strong>Arş. Gör. Fatma ARICI </strong></em></p>
<p><em><strong>Prof. Dr. Nilüfer VOLTAN-ACAR</strong></em></p>
<p><em><strong>Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi, 2011, 4 (36), 173-179</strong></em></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<p><strong>Öz: </strong>Grupla psikolojik danışmada grup dinamiği, terapötik güçlerin incelenmesi ile anlaşılabilir. Bu güçler; psikolojik danışman, grup tarafından kabul, grup içerisindeki güven, grubun çekiciliği, beklentiler, danışanın hazır oluşu, ait olma, danışanın taahhüdü, katılım, danışanın sorumluluğu kabulü, açıklık, geri-iletim, terapötik gerilim, grup üyeleri ve grubun evreleridir. Grup dinamiğini oluşturan bu öğeler arasında psikolojik danışman, diğer terapötik güçlerin ortaya çıkmasına katkıda bulunması, grubun bir hedef doğrultusunda oluşturulması ve sürdürülmesinde hem bir profesyonel, hem de bir birey olarak etkili olması bakımından somut ve önemli bir güçtür. Bu makalede, grubun lideri olarak psikolojik danışmanın rolü ve işlevi, liderlik becerileri, bir profesyonel olarak benimsediği kuramsal model ve liderlik tarzı, bir birey olarak kişiliği ve kişisel özellikleriyle grup sürecindeki yeri üzerinde durulmuştur.</p>
<p><strong>Anahtar Sözcükler:</strong> grupla psikolojik danışmada terapötik güçler, psikolojik danışman, grup lideri</p>
<p><strong>Abstract: </strong>Group dynamics in group counseling can be understood by studying therapeutic forces. These forces are; psychological counselor, acceptance by the group, trust in the group, attractiveness of the group, expectations, belonging to the group, client’s readiness, commitment, attendance, taking responsibility, openness, feedback, therapeutic tension, group members and stages of the group. Among these forces, psychological counselor is a concrete and important force who is active as a professional and also an individual in helping formation of other therapeutic forces, organizing and leading the group. In this article, psychological counselor’s position in the group processes is emphasized according to his/her roles, functions, leadership as a group leader; leadership style as a professional; personality and traits as an individual.</p>
<p><strong>Key Words: </strong>therapeutic forces in group counseling, psychological counselor, group leader</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatmaarici.com/?feed=rss2&amp;p=652</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güzellik&#8217;e Dair</title>
		<link>http://www.fatmaarici.com/?p=635</link>
		<comments>http://www.fatmaarici.com/?p=635#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Feb 2011 19:30:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat - Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatmaarici.com/?p=635</guid>
		<description><![CDATA[Halil CİBRAN, Ermiş (The Prophet)
Çeviren: İlyas ASLAN
“Ve bir şair dedi: Konuş bizlere Güzellik’e dair.
Ve o cevap verdi.
Nerede arayacaksınız güzelliği ve nasıl bulacaksınız onu, bizzat kendisi sizin yolunuz ve kılavuzunuz olmazsa.
Ve ona dair nasıl konuşacaksınız, konuşmanızın dokumacısı o olmadıkça? 
Mağdur ve incinmiş olan der: ‘Güzellik müşfik ve mülayimdir.
Kendi ihtişamından yarı mahcup genç bir anne misali aramızda dolaşır.’
İhtiraslı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><span style="color: #800000;"><strong>Halil CİBRAN, Ermiş (The Prophet)</strong></span></em></p>
<p><em><span style="color: #800000;"><strong>Çeviren: İlyas ASLAN</strong></span></em></p>
<p>“Ve bir şair dedi: Konuş bizlere Güzellik’e dair.</p>
<p>Ve o cevap verdi.</p>
<p>Nerede arayacaksınız güzelliği ve nasıl bulacaksınız onu, bizzat kendisi sizin yolunuz ve kılavuzunuz olmazsa.</p>
<p>Ve ona dair nasıl konuşacaksınız, konuşmanızın dokumacısı o olmadıkça? </p>
<p>Mağdur ve incinmiş olan der: ‘Güzellik müşfik ve mülayimdir.</p>
<p>Kendi ihtişamından yarı mahcup genç bir anne misali aramızda dolaşır.’</p>
<p>İhtiraslı olan der: ‘Yoo, güzellik kudret ve dehşetten ibaret bir şeydir.</p>
<p>Kasırga misali altımızda arzı ve üzerimizde göğü sarsar.’</p>
<p>Yorgun ve bitkin olan der: ‘Güzellik yumuşak fısıldayışlardan ibarettir. Ruhumuzda konuşur.</p>
<p>Sesi sessizliğimize ram olur, gölgeden korkarak titreşen cılız bir ışık misali.’</p>
<p>Fakat tedirgin der: ‘Biz onun dağlar arasından haykırışını işittik,</p>
<p>Ve onun çığlıklarıyla birlikte geldi toynak sesleri ve kanat çırpınışları ve aslan kükreyişleri.’</p>
<p>Geceleyin, şehrin bekçisi der: ‘Güzellik şafakla birlikte doğudan yükselecek.’</p>
<p>Ve öğleyin, emektarlar ve yayan seyyahlar der: ‘Biz onun günbatımının pencerelerinden yeryüzüne eğilişini gördük.’</p>
<p><a href="http://www.fatmaarici.com/wp-content/57285_poster40511.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-636" title="57285_poster405[1]" src="http://www.fatmaarici.com/wp-content/57285_poster40511-300x200.jpg" alt="" width="300" height="200" /></a></p>
<p>Kışın, karda mahsur kalan der: ‘Baharla birlikte tepelerin üzerinden sıçrayarak gelecek.’</p>
<p>Ve yaz sıcağında rençperler der: ‘Biz onun hazan yapraklarıyla raks edişini gördük ve görmüştük saçında kardan bir yığın.’</p>
<p>Bütün bunları söylediniz güzelliğe dair,</p>
<p>Ama hakikatte ona dair değil, aksine tatmin edilmemiş ihtiyaçlara dair konuşmuş oldunuz.<span id="more-635"></span></p>
<p>Ve güzellik bir ihtiyaç değil, sadece bir vecddir.</p>
<p>Susamış bir ağız değildir, ne de ileriye uzatılmış boş bir el,</p>
<p>Fakat daha ziyade tutuşmuş bir yürektir ve büyülenmiş bir ruh.</p>
<p>Göre geldiğiniz bir suret değildir, ne de duya geldiğiniz bir şarkı,</p>
<p>Fakat daha ziyade bir surettir, gözlerinizi kapasanız bile göreceğiniz ve bir şarkıdır, kulaklarınızı tıkasanız bile duyacağınız.</p>
<p>O kertilmiş bir kabuğun içindeki usare değildir, ne de bir pençeye takılmış bir kanat,</p>
<p>Fakat daha ziyade her daim çiçekler içinde bir bahçedir ve her daim uçuşan bir melekler cemaati.</p>
<p><strong>Orfales halkı, güzellik, hayattır, hayat kendi kutlu yüzünden peçeyi kaldırınca.</strong></p>
<p><strong>Fakat hayat sizsiniz ve peçe siz.</strong></p>
<p><strong>Güzellik bir aynada kendini temaşa eden ebediyettir.</strong></p>
<p><strong>Fakat ebediyet sizsiniz ve ayna siz.</strong>”</p>
<p><span style="color: #800000;"> </span></p>
<p><span style="color: #800000;">Yollar Güzellik’e varsın; yolun kendisi de, kılavuz da Güzellik olsun. Geçen günün de gelen günün de adı Güzellik olsun. Güzellik konuşsun, Güzellik dinlesin…</span></p>
<p><span style="color: #800000;">İçimiz dışımız Güzellik olsun…</span></p>
<p><span style="color: #800000;">Güzellik, şimdi bir kuşun kanadında 25 yaş olsun, kuş pır pır ederken canlansın ve gelsin sonraki yaşlara konsun. <img src='http://www.fatmaarici.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatmaarici.com/?feed=rss2&amp;p=635</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanatla Terapi ve Yaratıcılık</title>
		<link>http://www.fatmaarici.com/?p=626</link>
		<comments>http://www.fatmaarici.com/?p=626#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Feb 2011 18:08:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatmaarici.com/?p=626</guid>
		<description><![CDATA[Yrd. Doç. Dr. Nevin ERACAR, Öğr. Gör. İlkay TOYLAN DOĞRAMACI, Arş. Gör. Fatma ARICI, Psi. Dan. Özden YILMAZ BİLGİN, Uzm. Öğrt. Nezih Yaşar BOR
10-12 Aralık 2010, III. Uygulamalı Psikolojik Danışma ve Rehberlik Kongresi,                                     Sanatla Terapi ve Yaratıcılık Paneli Özeti
&#8220;Sanatla terapi, içe atılmış yaşantıların simgeleştirme yoluyla dışa vurulmasına ve ortaya çıkan ruhsal malzemenin danışanla birlikte ele alınarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Yrd. Doç. Dr. Nevin ERACAR, Öğr. Gör. İlkay TOYLAN DOĞRAMACI, Arş. Gör. Fatma ARICI, </em><em>Psi. Dan. Özden YILMAZ BİLGİN, Uzm. Öğrt. Nezih Yaşar BOR</em></p>
<p><strong><em>10-12 Aralık 2010, III. Uygulamalı Psikolojik Danışma ve Rehberlik Kongresi,                                     Sanatla Terapi ve Yaratıcılık Paneli Özeti</em></strong></p>
<p>&#8220;Sanatla terapi, içe atılmış yaşantıların simgeleştirme yoluyla dışa vurulmasına ve ortaya çıkan ruhsal malzemenin danışanla birlikte ele alınarak yorumlanmasına dayanan, terapistin yönelimine uygun olarak uygulanan (daha çok dinamik, analitik ve fenomenolojik) bir disiplindir. Sanatın birçok alanından (Müzik, Resim, Edebiyat, Tiyatro, Dans, Seramik-Heykel vb.) yararlanılan sanatla terapi uygulamalarında, içe atılmış yaşantıların şimdi ve buradaki yaşantıya yansımaları üzerinde çalışılmaktadır ve yaşantıların ifadesinde ve ele alınmasında süreç, yaratıcılığı harekete geçirmektedir. Yaratıcı ifadenin geliştirilmesi ve bireylerin duygu-düşünce-davranış kalıplarını anlamlandırarak yeniden biçimlendirmelerinde yaratıcı bir yol izlemeleri açısından sanat uygulamaları, kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı bir etkiye sahiptir.</p>
<p>Yaratıcılığın, simgeleştirilerek dışa vurulan malzeme karşısında ruh sağlığını koruyucu bir işlevi vardır. Bu işlev, ruh sağlığı alanında koruyucu, önleyici ve iyileştirici çalışmalar yürütmekte olan profesyoneller için dıştan içe değil de, içten dışa akışı sağlayan yöntem ve tekniklerin kullanılmasını değerli kılmaktadır. Sanatın bir araç olarak kullanıldığı çalışmalarda yöntem ve tekniklerin tam da bu yönde temellenmesi, çeşitli yaklaşımlara göre aktif veya pasif yönde, bireysel ya da grupla uygulanabilmesi bakımından çalışmaların pratik ve çok yönlü bir bakış açısıyla yürümesini sağlamaktadır. Bu açıdan ruh sağlığı (sağlık) alanının yanı sıra, bireylerin potansiyellerinin ve yaratıcılıklarının geliştirilmesi ile ilgilenen alanlar (eğitim, sanat) için de sanatın dışavurumculuğu önemlidir. Bu çok yönlülük de, ruh sağlığı ve insan kaynağını geliştirme / iyileştirme amaçlı tüm çalışmaların bir ekip sistematiği içerisinde yürütülmesini gerekli kılmaktadır.</p>
<p>Bu panelde sanatın ruh sağlığı ve eğitim alanında kullanımı üzerinde durulmuş ve çeşitli disiplinlerden (Psikoloji, Psikolojik Danışma ve Rehberlik, Eğitim) katılımcıların mesleki yaşantılarında sanatın dışavurumculuğunu araç olarak ele aldıkları uygulamalarından örnekler sunulmuştur. Katılımcıların bir ekip olarak çalışmaları, sanatla terapide disiplinler arası çalışmanın önemini vurgulaması açısından da bir örnektir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatmaarici.com/?feed=rss2&amp;p=626</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anıyoruz: ERICH FROMM</title>
		<link>http://www.fatmaarici.com/?p=615</link>
		<comments>http://www.fatmaarici.com/?p=615#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Nov 2010 19:08:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatmaarici.com/?p=615</guid>
		<description><![CDATA[ERICH FROMM 
(1900-1980)
Arş. Gör. Fatma ARICI
Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bülteni, Ekim 2010, 2 (20), 33-35.

 
Erich Fromm, görüşlerinde Marksist – Sosyalist ve insancıl yaklaşımı benimseyen Almanya doğumlu bir psikanalist ve sosyologdur. Heidelberg ve Münih üniversitelerinde psikoloji ve sosyoloji eğitimi almış; 1922 yılında Heidelberg Üniversitesi’nde doktora öğrenimini tamamlamış ve Münih’teki ünlü Berlin Psikanaliz Enstitüsü’nde eğitim görmüştür. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ERICH FROMM </strong></p>
<p><strong>(1900-1980)</strong></p>
<p><span style="color: #800000;">Arş. Gör. Fatma ARICI</span></p>
<p><span style="color: #800000;">Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Bülteni, Ekim 2010, <em>2 </em>(20), 33-35.</span></p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.fatmaarici.com/wp-content/11.jpg"><img class="size-thumbnail wp-image-617 aligncenter" title="1" src="http://www.fatmaarici.com/wp-content/11-150x150.jpg" alt="" width="242" height="195" /></a></p>
<p> </p>
<p>Erich Fromm, görüşlerinde Marksist – Sosyalist ve insancıl yaklaşımı benimseyen Almanya doğumlu bir psikanalist ve sosyologdur. Heidelberg ve Münih üniversitelerinde psikoloji ve sosyoloji eğitimi almış; 1922 yılında Heidelberg Üniversitesi’nde doktora öğrenimini tamamlamış ve Münih’teki ünlü Berlin Psikanaliz Enstitüsü’nde eğitim görmüştür. 1930lu yılların başlangıcında Almanya’da Nazi hareketinin güçlenmesi nedeniyle İsviçre’ye yerleşen Fromm, Chicago Psikanaliz Enstitüsü’nden aldığı davet üzerine Amerika Birleşik Devletleri’ne gitmiş, özel çalışmalarını New York’ta devam ettirmiş ve Amerika’nın çeşitli üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalışmıştır. 1949 yılında Meksika Ulusal Üniversitesi’nden gelen profesörlük önerisini kabul ederek, üniversitede kurduğu enstitünün başkanlığını yürütmüş ve emekli olana kadar orada çalışmıştır. 1980 yılında tedavi amacıyla bulunduğu İsviçre’de ise yaşamı sona ermiştir. </p>
<p>Fromm, sinirli ve huysuz bir baba ile bunalıma eğilimli bir annenin -öyle ki ailesini “yüksek düzeyde nevrotik” olarak nitelendirir- tek çocuğudur. Katı sayılabilecek düzeyde dindar bir ailede yetişen Fromm, çocukluğunu sofu bir ortamda geçirmişse de felsefi uğraşları ona çok boyutluluk kazandırmıştır. Birinci Dünya Savaşı onda derin izler bırakmıştır ve Fromm, o dönemdeki akılcı olmayan mesajlara (“en üstün ırk” olma gibi)  Marx’ın yapıtlarıyla yanıtlar bulduğunu ifade etmektedir.</p>
<p>Fromm’un kuramı temellerini Freud’un görüşlerinden almakla birlikte, öğrenimi daha çok sosyoloji eğilimli olduğundan, psikolojiye katkıları daha çok toplumsal sorunların psikanalitik açıdan ele alınışı biçiminde olmuştur. İnsan davranışına yön veren en önemli etkenin “sevgi” olduğunu ifade eden Fromm, insan doğasına hümanist bakış açısıyla ve insanın toplumla kurduğu dinamik ilişkinin kişiliğin şekillenmesindeki rolünü önemsemesiyle Freud’tan ayrılmaktadır. Fromm’a göre toplum, bireyin gelişiminde yalnızca “baskı” işleviyle sınırlandırılmamalıdır; bunun yanı sıra bireyin “bireyleşme” süreci içinde “yaratıcı” bir işlev de üstlenmektedir. Ancak, bireyleşme ve topluma katılım arasında hassas bir denge vardır ve yaratıcılık, toplumla üretken bir ilişki kurulması yoluyla ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Fromm’a göre insan, kendisini doğal ve toplumsal dünyaya sıkıca bağlayan, ona güven ve ait olma duygusu veren bağlardan (temel bağlar) ayrılmadıkça özgür değildir ve bireyleşme süreci, bireyin özgürlüğünü aramasıyla başlamaktadır. Bununla birlikte özgürlüğünü aramak, temel bağların insana güvenlik vermesi itibariyle yalnızlık, çaresizlik ve kaygı gibi duyguların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Özgürlüğün bedelinin yalnızlaşarak ödenmesi, özgürlüğün insanın bir yandan kaçmak istediği bir durum olmasına da yol açmaktadır. Ancak bireyleşme süreci, psikolojik yönden geri dönüşü olmayan ve dış dünyayla yeni bağlar kurmayı gerektiren bir süreçtir. Temel bağlar için geri dönme girişimlerinin sonucu, otoriteye boyun eğmektir. <em>Özgürlükten Kaçış </em>adlı eserinde Fromm, otoriter rejimlerin insanlara çekici gelmesinin nedenini de dış dünyayla kurulan bu “boyun eğme” şeklindeki ilişkiye bağlamaktadır. Bu açıdan Fromm’a göre <em>“insanın varoluşunu özgürlükten ayırmak imkansızdır”</em>. Bireyleşmenin yarattığı tedirginlik duygusu ise, evrensel ve normaldir. Bireydeki nevrotik davranışların oranını da belirleyen bu döngüdür; kendini ayrı bir varlık olarak kabullenmeme ve üretken olmayan özgürlükten kaçış mekanizmaları geliştirdikçe nevrotizm oranı artmaktadır. Sağlıklılığın ölçütü, bireyleşmenin engellenmeden toplumla birleştiği ilişkiden; diğer bireylerle etkin bir dayanışmaya girmekten ve kendi seçimlerini yaşayan özgür bir varlık olarak yeniden dış dünyaya bağlanmaktan geçmektedir. Böyle bir ilişki, sevgiye ve yaratıcılığa dayanmakta; Fromm’un <em>Sevme Sanatı </em>adlı eserinde belirttiği şekliyle <em>“ilgi, saygı, sorumluluk duygusu ve bilgiyi kapsayan; sevilen insanın gelişmesi ve mutluluğu için harcanan etkin çaba”</em>dan gücünü almaktadır.</p>
<p>Fromm insanların, söz konusu birey olma süreci boyunca da onları motive eden, varoluş koşullarından kaynaklanan birtakım ihtiyaçlarından söz etmektedir. Bu ihtiyaçlar; insanın, birey olmak uğruna doğayla sürdürdüğü beraberliğinden koparak yeniden özgür ve yaratıcı bir şekilde doğaya bağlanmasını ifade eden <em>ilişki ihtiyacı</em>; insanın yaratıcı bir varlık olarak üretken etkinliklerde bulunmaya yönelmesini ifade eden <em>aşkınlık ihtiyacı;</em> diğer insanlardan farklı olduğunu hissetmesini içeren <em>kimlik ihtiyacı; </em>ancak bir yandan dünyanın tamamlayıcı bir parçası olduğunu hissetmesini içeren <em>köklülük ihtiyacı</em> ve içinde yaşadığı dünyayı tutarlı bir şekilde algılamasını sağlayacak bir <em>algı dayanağı ihtiyacı </em>şeklinde sıralanabilir. Bu ihtiyaçların ortaya çıkış biçimi Fromm’a göre, içinde yaşanılan toplum düzeninin beklentilerine göre şekillenmektedir. Örneğin, kapitalist bir toplumda birey, “kimliğini” zenginlikle tanımlayabilmekte, sözünü geçirdiği bir kurumda çalışarak “ ait olma ihtiyacını” karşılayabilmektedir.</p>
<p>Fromm’a göre, varoluşsal nitelik taşıyan söz konusu ihtiyaçlar, ancak üretken ve yaratıcı olarak topluma katılabilmesi yönünde bireyi motive ettiğinde, birey yalnızlık ve hiçlik duygularıyla sağlıklı bir şekilde baş ederek yaşamına anlam kazandırabilir. Üretken bir tutum geliştirememiş bireylerde ortaya çıkabilecek yönelimleri Fromm, dört şekilde tanımlamıştır. Buna göre <em>alıcı yöneliş</em>, ihtiyaçlarını başkaları yoluyla karşılayan ve güvenliklerini bağımlı oldukları kişilerin gücünden alan bireylerin yalnızlıkla başa çıkma mekanizmasını; <em>sömürücü yöneliş, </em>sürekli olarak başkalarının sahip oldukları düşüncelere, maddi objelere veya tanıdıkları diğer insanlara göz koyma, zorla alma veya çalma eğilimini; <em>istifçi yöneliş, </em>biriktirdikleri ve sahip oldukları oranında kendini güven içinde hisseden ve harcamaktan ve dış dünyaya bir şeyler vermekten kaçınan bireylerin mekanizmasını; <em>pazarlayıcı yöneliş </em>ise, insancıl niteliklerin öneminin kaybolduğu, önemli olanın bireyin ne kadar sattığı, aldığı ve piyasadaki yeri olduğu, dolayısıyla bireyin ilişkilerindeki derinliğin azaldığı eğilimdir. Fromm’a göre pazarlayıcı yöneliş, değişen ekonomik yapıların, toplum ve birey anlayışının bir sonucu olarak çağdaş dünyanın bir ürünü ve aynı zamanda ilişkilerdeki doyumsuzluk ve anlamsızlık için de bir tehdittir. <span id="more-615"></span></p>
<p>Çalışmaları birçok dile çevrilen Fromm’un insan psikolojisine ilişkin görüşleri, sosyoloji, felsefe, tarih, edebiyat, antropoloji gibi disiplinleri de içermesi bakımından hala güncelliğini ve canlılığını korumaktadır. Fromm ayrıca, henüz insan varoluşunun temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde bir toplum yaratılamamış olsa da, çağdaş toplum insanlarının sorunlarına yönelik verdiği önerilerle, temelini sevgi ve yaratıcılıkta bulan yeni bir toplum yaratma imkanının varlığına dikkat çekmesiyle de günümüz insanının yaşamını biçimlendirme ve anlamlandırma süreci açısından özgün bir değer taşımaktadır.</p>
<p><span style="color: #800000;">KAYNAKÇA</span></p>
<ul>
<li>Boeree, C. G. (2006). <em>Personality theories. </em>12.07.2010 tarihinde alıntı yapılmıştır. Web üzerinde: <a href="http://www.ship.edu/~cgboeree/perscontents.html">http://www.ship.edu/%7Ecgboeree/perscontents.html</a> </li>
<li>Fromm, E. (2004). <em>Yeni bir insan yeni bir toplum. </em>(N. Arat, Çev.). İstanbul: Say Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1962).</li>
<li>Fromm, E. (2004). <em>Sevme sanatı. </em>(Ö. Saatçi, Çev.). İzmir: İlya Yayınevi. (Orijinal çalışma basım tarihi 1956).</li>
<li>Funk, R. (2003). <em>Erich Fromm: his life and ideas: an illustrated biography. </em>United States: Continuum International Publishing Group.</li>
<li>Geçtan, E. (2002). <em>Psikanaliz ve sonrası. </em>İstanbul: Metis Yayınları.</li>
<li><a href="http://psychology.jrank.org/pages/261/Erich-Fromm.html">http://psychology.jrank.org/pages/261/Erich-Fromm.html</a>  adresinden 12.07.2010 tarihinde alıntı yapılmıştır.</li>
<li><a href="http://www.infed.org/thinkers/fromm.htm">http://www.infed.org/thinkers/fromm.htm</a>  adresinden 12.07.2010 tarihinde alıntı yapılmıştır.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatmaarici.com/?feed=rss2&amp;p=615</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evlilikte Akılcı Olmayan İnançlar</title>
		<link>http://www.fatmaarici.com/?p=594</link>
		<comments>http://www.fatmaarici.com/?p=594#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Nov 2010 19:41:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çalışmalarım]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatmaarici.com/?p=594</guid>
		<description><![CDATA[Fatma ARICI &#8211; Selen DEMİRTAŞ 
POPÜLER PSİKİYATRİ, Kasım-Aralık 2010, (58), 28-32.
Evliliği bir yolculuk gibi düşünmüştünüz. Arabanızdaki “Evlendik, mutluyuz” simgeleriyle düştünüz de yollara. Biriniz doğa ile iç içe olabileceğiniz, yeşil ve sakin bir kasabaya gitmeyi hayal ediyor yolculuk boyunca; diğeriniz sıcacık güneş altında masmavi bir okyanus manzarası düşlüyorsunuz. Yanınızdakini hayallerinize yerleştirdiğiniz oranda çok seviyorsunuz.

 
 “İnsanları oldukları gibi kabul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #800000;">Fatma ARICI &#8211; Selen DEMİRTAŞ </span></p>
<p><span style="color: #800000;">POPÜLER PSİKİYATRİ, Kasım-Aralık 2010, (58), 28-32.</span></p>
<p><strong><em>Evliliği bir yolculuk gibi düşünmüştünüz. Arabanızdaki “Evlendik, mutluyuz” simgeleriyle düştünüz de yollara. Biriniz doğa ile iç içe olabileceğiniz, yeşil ve sakin bir kasabaya gitmeyi hayal ediyor yolculuk boyunca; diğeriniz sıcacık güneş altında masmavi bir okyanus manzarası düşlüyorsunuz. Yanınızdakini hayallerinize yerleştirdiğiniz oranda çok seviyorsunuz.</em></strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong><em><img id="il_fi" class="aligncenter" src="http://www.sonhaberler.com/images/news/evlilik-tamam-ya-bosanma-10095.jpg" alt="" width="250" height="190" /></em></strong></p>
<p> </p>
<p style="text-align: right;"> <em>“İnsanları oldukları gibi kabul etmek, onları olmadıkları bir kişi gibi görmekten yeğdir&#8221;</em></p>
<p style="text-align: right;"><em>Schopenhauer</em></p>
<p><strong><em>İstediğim Gibi Olman Çok mu Zor?</em></strong></p>
<p><em>‘Evlenmeden önce böyle değildin’, ‘Her şeyi benim mi söylemem lazım?’, ‘Eğer beni gerçekten sevseydi yapardı’</em> gibi cümleler ne kadar tanıdık ve masum değil mi? Ancak bir durup yeniden gözden geçirirsek; ne kadar masum görünseler de bizi en çok üzenlerin bu inançlarımız olduğunu fark edebiliriz.</p>
<p>Ünlü kuramcı Ellis, iç konuşmalarımızın bulunduğunu, sürekli kendimizi değerlendirerek benliğimize bir değer atfettiğimizi ve kendi kendimizi etkilediğimizi ifade etmekte; kendimizi gerçekleştirmeye doğuştan eğilimimiz olduğunu; ancak kendimizi alt etme yöntemleriyle bu yoldaki ilerleyişimizi engellediğimizi belirtmektedir. Bir başka deyişle; sürekli ‘ben sevilmeyi hak etmiyorum’ diyen bir insanın diğerleri ile olan ilişkisinde çekingen ve korkak davrandığı, iletişim kurmada zorluk çektiği ve bunun sonucunda da karşıdakinin ona yaklaşmasını ve sevmesini engellediği ve ‘ben sevilmeyi hak etmiyorum’ inancını haklı çıkardığı görülebilir.</p>
<p>Kendimizle ilgili akılcı olmayan inançlarımız olduğu kadar başkaları ile ilgili de birtakım inançlarımız vardır. Bu inançlarla kendi ilerleyişimizi engellediğimiz kadar başkalarıyla olan ilişkilerimizin ilerleyişini de etkileyebiliriz. Örneğin; <em>‘Karşımdaki sanki zihnimi okuyormuşçasına benim bütün duygularımı ve düşüncelerimi anlamalı’ ‘Beni gerçekten seviyorsa en çok benimle arkadaşlık etmekten zevk almalı’</em> gibi inançlar karşıdakinden beklentilerimizi arttırmakta ve bunların gerçekleşmemesi sonucunda hayal kırıklığı, öfke, üzüntü vb. olumsuz duygular yaşamımıza sebep olmaktadır.</p>
<p>Ellis’e göre akıldışılık “-meli, -malı” gibi zorunluluklardan kaynaklanmaktadır ve bu nedenle, akılcı olmayan, olgunlaşmamış, talepkar düşünme biçimini; gerçekçi, olgun, mantıklı biçime dönüştürmek için çalışılmalıdır. İçsel konuşmalar durmaksızın sürmektedir; ancak bireyler, genellikle bunun farkında değildirler. <em>“Umarım yeşil ışık yanmaya devam eder.”, “Bu olduğunda nefret ediyorum”</em> gibi içsel konuşmaları sürekli tekrarlamaktayız. Benzer olaylarla karşılaşıldığında, bilinçaltına kaydolan bazı söylemler, <em>“Hiçbir şeyi doğru yapamaz mısın?”, “Asla başaramayacaksın”</em> gibi, otomatik olarak devreye girerler. İnsanlar karşılaştıkları durumlardan, diğer insanlardan ve kendilerinden akılcı olmayan, kendini başarısızlığa uğratan taleplerde bulunduklarında, güçlüklerine önemli katkılarda bulunan ‘meli – malı’larının gerçekçi olmayan yanlış algılarının çıkarımlarının ve yüklemelerinin türevleri olarak yapıları da oluşturma eğilimindedirler. Böylece de eğer &#8220;<em>Ahmet mutlaka beni sevmeli&#8221; </em>diye ısrar eder ve gerçekte Ahmet onları görmezden gelirse, onlar düşünmeden katı bir şekilde <em>‘benden nefret ediyor’, ‘onun benden nefret etmesi korkunç bir şey’, ‘ben değersiz bir insanım çünkü o benden nefret ediyor’, ‘hiç kimse beni sevmeyecek’</em> gibi sonuçlar çıkarırlar.</p>
<p>Başkalarına ve kendimize ilişkin akılcı olmayan inançlarımız, duygularımızı etkilediği gibi davranışlarımıza da yön verir. Ellis <em>“Rational Psychotherapy”</em> adlı ilk yazısında düşüncelerimizin duygu ve davranışlarımızı nasıl etkilediğini açıklamak için temel olan üç hipotez önermiştir. Söz konusu hipotezler şu şekilde ele alınabilir:</p>
<ol>
<li>Düşünce ve duygu yakından ilişkilidir.</li>
<li>Düşünce ve duygu birbiriyle o kadar yakın ilişkilidir ki, birbirlerine eşlik etmekte; döngüsel olarak bir neden-sonuç ilişkisi ile çalışmaktadırlar ve bazı bakımlardan neredeyse tamamen aynı şeylerdir. Öyle ki bir kimsenin düşüncesi duygusu; duygusu düşüncesi haline gelir.</li>
<li>Hem düşünce hem de duygu kendi kendine konuşmaya veya içselleştirilmiş cümlelere dönüşmeye eğilimlidir.</li>
</ol>
<p>Ruhsal rahatsızlıklarda düşünme sürecinin önemini gösteren bu hipotezler Ellis’in A-B-C sembolleriyle adlandırdığı modelde şu şekilde açıklanmaktadır:</p>
<p>            “A” (Antecedent event):  Olay</p>
<p>            “B” (Belief):  Olayla ilgili yerleşik düşünceler; olaya yüklenen anlam</p>
<p>            “C” (Consequences): Düşünceler sonrası oluşan duygusal ya da davranışsal sonuç</p>
<p>A (olay) &#8212;&#8212;&#8212;&#8211;  B  (inanç ) &#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;  C (duygusal ve davranışsal sonuç)</p>
<p>Örneğin;  politik görüşleri farklı olan çiftlerin ‘<em>Eşimle her konuda aynı fikirde olmalıyız</em>’ gibi bir inançları varsa, politik bir tartışmada hissedecekleri duygu; hayal kırıklığı, korku, anlaşılmamışlık olabilir ve bunun sonucunda karşıdaki eşe kendi görüşünü dayatma, farklı görüşlerde oldukça evliliğin devam edemeyeceğini söyleme gibi davranışlara girebilirler. Oysaki ‘Eşimle her konuda aynı fikirde olmalıyız’ inancının gerçek dışı bir inanç olduğunu anlayan çiftler, aralarındaki tartışmaya sadece politik görüş ayrılığı olarak bakabilecek ve bunu ilişkilerine olumsuz olarak yansıtmayacaklardır. Olay karşısında hissedecekleri duygu; hayal kırıklığı, korku ve anlaşılmamışlıktan öte, farklılıkların evliliklerini zenginleştirebileceğine dair duydukları heyecan bile olabilir.<span id="more-594"></span></p>
<p>Ellis, akılcı olmayan, batıl veya anlamsız 11 inanç veya düşünce tanımlamıştır ve bu inançların “kaçınılmaz olarak yaygın nevroza” neden olabileceğini belirtmiştir. Bu inançlar şu şekilde sıralanabilir:</p>
<ol>
<li>Bir kişinin toplumdaki hemen herkes tarafından sevilmesi veya onaylanması esastır.</li>
<li>Bir kişinin değerli olabilmesi için mükemmel düzeyde yetkin, yeterli ve başarılı olmalısı gerekir.</li>
<li>Bazı insanlar kötü, şeytani olmalarından dolayı suçlanmalı ve cezalandırılmalıdır.</li>
<li>İşlerin bireyin istediği şekilde olmaması korkunç bir felakettir.</li>
<li>Mutsuzluk bireyin dışındaki olaylardan kaynaklanır ve bireyin bunlar üzerinde kontrolü yoktur.</li>
<li>Tehlikeli veya korkutucu olaylar büyük endişeye neden olurlar ve bunların olması olasılığı üzerine odaklanılmalıdır.</li>
<li>Bazı güçlüklerden ve bireysel sorumluluklardan kaçmak, bunlarla yüzleşmekten daha kolaydır.</li>
<li>Birey diğerlerine bağımlı olmalıdır ve hayatında sırtını dayayabileceği güçlü birisi olmalıdır.</li>
<li>Geçmişteki olaylar ve yaşantılar bugünkü davranışın belirleyicisidir; geçmişin etkisi silinemez.</li>
<li>Bireyin diğerlerinin sorunları ve rahatsızlıkları konusunda kendini oldukça kötü hissetmesi gerekir.</li>
<li>Her sorun için mükemmel ya da doğru bir çözüm bulunmaktadır ve bu çözüm bulunmalıdır, yoksa sonuç felaket olacaktır.</li>
</ol>
<p><strong><em>Evlendik Mutsuzuz!</em></strong></p>
<p>Evliliği bir yolculuk gibi düşünmüştünüz. Arabanızdaki “Evlendik, mutluyuz” simgeleriyle düştünüz de yollara. Biriniz doğa ile iç içe olabileceğiniz, yeşil ve sakin bir kasabaya gitmeyi hayal ediyor yolculuk boyunca; diğeriniz sıcacık güneş altında masmavi bir okyanus manzarası düşlüyorsunuz. Yanınızdakini hayallerinize yerleştirdiğiniz oranda çok seviyorsunuz. Bu sevginin sarhoşluğuyla yol boyunca etrafınızdakilerin farkında olamadınız. Uzun uzun yolları aştıktan sonra arabayı durdurdunuz ve büyük bir sevinçle dışarıya adım attınız: karlarla kaplı bir dağda bir kulübenin önünde durmaktasınız! Ne masmavi bir okyanus ne de yemyeşil bir doğa! Karlarla kaplı o dağda o çok sevdiğinizi sandığınız yol arkadaşınızla birlikte olmak fikrini sevmediniz. Oysa ki, o sizin hayallerinizin prensi ya da prensesi idi. Öyle olmadığı için hem ona hem de bu yolculuğa çıkmayı seçtiğiniz için kendinize kızıyor, kızıyor, kızıyorsunuz…</p>
<p>Bu senaryo başka nasıl yazılabilirdi? Yemyeşil bir doğa ya da masmavi bir okyanus isterken geçilen yolların farkında olunabilseydi örneğin? Çiftler belki yolda bir patika görüp yön değiştirebilirlerdi ya da ulaşılmak istenen hedeflerden öte yanındaki ile vakit geçirmenin hazzını yaşayabilirlerdi.</p>
<p>Bu ve bunun gibi öykülerde de görüldüğü üzere evlilikte biliş, evliliğe ve eşe yönelik beklentileri, işlevsel olmayan düşünceleri ve şimdi ve burada olandan öte bir yaşam tarzını içermektedir. Evlilikten ve eşten beklentilerin karşılanamaması da çatışmalara neden olmakta, hayal kırıklıklarını ve mutsuzluğu beraberinde getirmektedir.</p>
<p><strong><em>İlişkilerle İlgili Yaygın İnançlar</em></strong></p>
<p><strong><em> </em></strong></p>
<address style="text-align: right;"><em>-Bu elbise çok güzelmiş…</em></address>
<address style="text-align: right;"><em>-Alalım mı?</em></address>
<address style="text-align: right;"><em>-Yok, çok pahalı</em></address>
<address style="text-align: right;"><em>-İstiyorsan alalım</em></address>
<address style="text-align: right;"><em>-Yok, yok gereği yok şimdi o kadar masrafın</em></address>
<address style="text-align: right;"><em>-Peki</em></address>
<address style="text-align: right;"><em>-Çok cimrisin!</em></address>
<address style="text-align: right;"><em>-???!!!</em> </address>
<p>İlişkilerle ilgili farkında olduğumuz ya da olmadığımız birçok akılcı olmayan inanç kendi yaşantılarımız sonucunda geliştirdiğimiz bireysel inançlar olabildiği gibi içinde yaşadığımız toplumdan da kaynaklanabilmektedir. İlişkilerden ve karşı cinsten beklentilerimiz toplumun öğretilerine göre şekillenebilmekte ve bunlara mitler ya da ilişkilerle ilgili yaygın inançlar da denebilmektedir. İlişkilerde en sık rastlanan yaygın inançlardan bazıları aşağıda ele alınmıştır.</p>
<p><strong><em>İlişkide Çatışma Olmamalı</em></strong></p>
<p>Eşler çoğu zaman her konuda bir fikir birliğinde olmaları gerektiğini düşünürler. Onlar evlendikten sonra ‘ben’ değil ‘biz’ olmuşlardır ve ‘biz’ olmak için koşulsuz uyum gerekmektedir. Oysaki onları çatışmaya iten en çok da bu uyum olmaktadır. Çiftlerden biri kendi fikirlerini söyleyerek ‘ben’ini yaşatırken diğerinden de aynı düşüncede olmasını bekler. Her bireyin farklı olduğu gerçeği karşısında bu durum tabii ki olanaksızdır.</p>
<p>Bu inancın diğer bir yansıması da en ufak çatışmada ilişkinin bittiğini, artık mutlu olamayacaklarını düşünen çiftlerde görülmektedir. Oysa sağlıklı bir evlilikte bireysel farklılıklar ilişkiyi zenginleştirir ve çatışma zaman zaman gelişmeyi de doğurabilir.</p>
<p><strong><em>Ben Söylemeden O Beni Anlamalı</em></strong></p>
<p><em>‘Arama dediysem gerçekten arama demedim ki!’ ‘Bütün gün surat astım neyin var demedi’ ‘Kadın dediğin bir hareketimle ne yapması gerektiğini bilir’</em> vb. akılcı olmayan düşünceler de ilişki doyumumuzu etkilemektedir. Bu düşünceler hem karşı tarafa gereğinden fazla sorumluluk yüklemekte hem de bizim hayal kırıklıklarımızı arttırmaktadır. Oysa hepimiz biliyoruz ki insanların birbirlerinin zihinlerini okuması ancak fantastik filmlerde gerçekleştirilebilmiştir.<strong><em> </em></strong></p>
<p><strong><em>Eşimle Her Zaman İlk Günkü Gibi Olmalıyız</em></strong></p>
<p><em>‘Balayından sonra çok değişti’ ‘Artık her gün çiçek almıyor’ ‘Eskiden böyle miydi’ ‘Artık kendine bakmıyor’</em> vb. yakınmalara günlük konuşmalarda çok sık rastlamaktayız. Evli bireyler genelde eşlerinin değiştiğinden, evlilik öncesi döneme dönmek istediklerinden bahsederler. Oysa ki şöyle bir gerçek vardır ki; evlilik flört döneminden farklı özellikleri olan bir dönemdir. Ayrıca evliliğin de kendi içinde çeşitli evreleri ve her bir evrenin de kendine has özellikleri bulunmaktadır. Eşten her zaman <em>‘ilk günkü gibi’</em> olmasını beklemek gerçekçi bir beklenti değildir ve her iki tarafı da hüsrana uğratır. Zira mevsimler bile değişirken biz hep baharda kalabiliyor muyuz?</p>
<p><strong><em>Her Yönden Mükemmel Olmalıyım</em></strong><strong><em> </em></strong></p>
<p>Yapılan bir araştırmada; hem kendisine hem de ilişkiye yönelik mükemmellik beklentisi olan bireylerin; iletişim, güven ve destek ile ilgili akılcı olmayan inançlarının yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca bu bireylerin çift uyumunun düşük, eşine olan yıkıcı tepkilerinin, obsesyonlarının ve duygusal bağımlılıklarının yüksek olduğu ortaya konmuştur.</p>
<p>Görülmektedir ki; aşırı mükemmel olma beklentisi ne kadar iyi niyetli olursa olsun ilişkiyi ileriye götürmek yerine geriletmektedir. ‘Cinsel ve fiziksel olarak mükemmel olma’, ‘mükemmel ebeveyn olma’, ‘mükemmel eş olma’ gibi beklentiler şu anı gözden kaçırmamıza ve hep ulaşılması istenen ama ulaşılması mümkün olmayan bir hedefe odaklanmamıza yol açmaktadır. Bunun yerine kendini ve eşi olduğu gibi kabul etmek ilişkiyi daha mükemmel (!) yapacaktır.</p>
<p><strong><em>Beni Gerçekten Sevseydi Her şeyi Yapardı</em></strong></p>
<p><em>‘Mecnun, Leyla için çöllere düştü; Ferhat, Şirin için dağları deldi, peki sen sevgin için ne yaptın?’ </em></p>
<p>Gerçek aşkı okuduğumuz masallardan, izlediğimiz filmlerden hatta şiirlerden hep bu şekilde öğrenmişizdir. Seven kişi sevdiği için ölümü bile göze alır. Gerçek hayatta ise durum böyle değildir elbette. Sevgi emek vermeyi gerektirir ancak karşıdakinin gücünün ötesindekini istemek bencillik olacaktır. Böyle bir gerçek aşk imajına sahip bir eş aslında karşısındakine  <em>‘</em><em>Aşkını ifade etme şekli kesin olarak benim kontrolümde olmalı aksi takdirde bu aşk değildir’ </em>mesajı vermektedir. Aşkın ifade yolları da bu şekilde sınırlandırılmaktadır. Örneğin; erkek için aşkın ifadesi sevdiğine yemek yapmakken kadın için ona meyve soymaksa, yapılan yemeğin de soyulan meyvenin de değeri çoğu zaman anlaşılamayacaktır.</p>
<p>Nitekim ‘<em>ben senin için bunu yaptım, sen benim için bunu yaptın’</em> hesaplaması evliliği bir alışveriş ilişkisine de çevirebilir. Her alışverişte de kar – zarar hesaplaması bulunduğuna göre eşler kar etse de ilişki zarar edebilir.</p>
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>İlişkilerde hem kendimize hem de eşimize yönelik akılcı olmayan inançlarımız ilişkimizin sağlıklı bir şekilde ilerlemesinde önümüze çıkan en büyük engellerden biridir. Evlendikten sonra kendimizi umduğumuz yerlerde bulamamız, eşimizden ve kendimizden aşırı beklentilerimiz, evliliğe dair kültürel öğrenmelerimiz bu engelin temelini oluşturmaktadır. Akılcı olmayan inançlarımız, olaylara bakış açımızı belirlemekte; olumsuz bakış açılarımız hayal kırıklığı, öfke, üzüntü gibi duyguları yaşamımıza yol açmakta ve bu duygular sonucunda da olumsuz davranışlarda bulunmamıza neden olmaktadır. Olumsuz davranışta bulunduğumuzda da karşı tarafın bize verdiği tepki olumsuz olabilmekte ve bu da ilk baştaki inancımızı destekleyebilmektedir. Evliliklerimiz adeta bir kısır döngüye dönüşmekte ve bu döngü de yaşamımızı her yönden etkilemektedir. Söz konusu döngüyü kırmanın yolu da akılcı olmayan inançlarımızın farkına varmamızdan ve bunları değiştirmemizden geçmektedir.</p>
<p><em>Peki, siz bu döngüyü kırmaya var mısınız?</em></p>
<p><em> </em></p>
<address style="text-align: right;"><em><strong>“Ve ruhu kaplayan sular çekilip gittiğinde</strong></em></address>
<address style="text-align: right;"><em><strong>Bir bilinç kaldı ondan geriye.</strong></em></address>
<address style="text-align: right;"><em><strong>Belleğin sessiz kıyılarına yığılan,</strong></em></address>
<address style="text-align: right;"><em><strong>Hiç ölmeyecek ve yok edilmeyecek</strong></em></address>
<address style="text-align: right;"><em><strong>İmgeler ve değerli düşünceler.”</strong></em></address>
<address style="text-align: right;"><em><strong>William Wordsworth</strong></em></address>
<p><span style="color: #800000;">KAYNAKÇA</span></p>
<ul>
<li>
<address style="text-align: justify;">Corey, G. (2005). <em>Psikolojik danışma, psikoterapi kuram ve uygulamaları. </em>(T. Ergene, Çev.). Ankara: Mentis Yayıncılık.</address>
</li>
</ul>
<address style="text-align: justify;"></address>
<ul>
<li>
<address style="text-align: justify;">DeLucia-Waack, J.L., Gerrity, D.A., Taub, D.J. &amp; Baldo, T.D. (2001). Gender, gender role identity, and type of relationship as predictors of relationship behavior and beliefs in college students. <em>Journal of </em><em>College </em><em>Counseling</em>. 4, 32 -48</address>
</li>
</ul>
<address style="text-align: justify;"></address>
<ul>
<li>
<address style="text-align: justify;">Ellis, A. (1993). Reflections on rational-emotive therapy. (S. Türküm, trans.). <em>Journal of </em><em>Consulting and Clinical Psychology, 61 </em>(2), 199-201.</address>
</li>
</ul>
<address style="text-align: justify;"></address>
<ul>
<li>
<address style="text-align: justify;">Flett, G.L., Hewitt, P.L., Shapiro, B. &amp; Rayman, J. (2002). Perfectionism, beliefs, and adjustment in dating relationships. <em>Current Psychology: Developmental, Learning, Personality, Social</em>. 20 (4), 289 &#8211; 311</address>
</li>
</ul>
<address style="text-align: justify;"></address>
<ul>
<li>
<address style="text-align: justify;">Güven, N., Sevim, S. A. (2007). İlişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve algılanan problem çözme becerilerinin evlilik doyumunu yordama gücü. <em>Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi</em> 28 (3), 49 – 61</address>
</li>
</ul>
<address style="text-align: justify;"></address>
<ul>
<li>
<address style="text-align: justify;">Hamamcı, Z. (2005). Dysfunctional relationship belief in marital satisfaction and adjustment. <em>Social Behavior &amp; Personality International Journal</em>. 33, 313 – 328</address>
</li>
</ul>
<address style="text-align: justify;"></address>
<ul>
<li>
<address style="text-align: justify;">Tutarel Kışlak, Ş. (1997). Evlilik uyumu ve nedensellik ve sorumluluk yüklemeleri arasındaki ilişkiler. <em>Türk </em><em>Psikoloji Dergisi</em>. 12, 55 – 64</address>
</li>
</ul>
<address style="text-align: justify;"></address>
<ul>
<li>
<address style="text-align: justify;">Yalom, I.D. &amp; Kessler, H. (Ed.). (2006). <em>Evlilik terapisi</em>. İstanbul: Prestij Yayınları.</address>
</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatmaarici.com/?feed=rss2&amp;p=594</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PDR&#8217;de Etkili Uygulamalar</title>
		<link>http://www.fatmaarici.com/?p=583</link>
		<comments>http://www.fatmaarici.com/?p=583#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Sep 2010 17:52:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündelik yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatmaarici.com/?p=583</guid>
		<description><![CDATA[III. UYGULAMALI PDR KONGRESİ’NE DAVET MEKTUBU
 
Psikolojik Danışma ve Rehberlik hizmetlerinin okul, özel eğitim, aile danışmanlığı, sağlık vb. birçok uygulama alanı bulunmaktadır. Alanımızda uygulamaların yapılmasına ihtiyaç olduğu kadar bunların meslek elemanlarıyla paylaşılmasına da gereksinim duyulmaktadır. Bu amaçla üçüncüsü düzenlenecek olan Ulusal Uygulamalı PDR Kongresi’nin 10–12 Aralık 2010 tarihlerinde Hacettepe Üniversitesi ve Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #800000;">III. UYGULAMALI PDR KONGRESİ’NE DAVET MEKTUBU</span><span style="color: #800000;"><br />
</span> <br />
Psikolojik Danışma ve Rehberlik hizmetlerinin okul, özel eğitim, aile danışmanlığı, sağlık vb. birçok uygulama alanı bulunmaktadır. Alanımızda uygulamaların yapılmasına ihtiyaç olduğu kadar bunların meslek elemanlarıyla paylaşılmasına da gereksinim duyulmaktadır. Bu amaçla üçüncüsü düzenlenecek olan Ulusal Uygulamalı PDR Kongresi’nin 10–12 Aralık 2010 tarihlerinde Hacettepe Üniversitesi ve Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği işbirliğiyle başkentimiz Ankara’da Crown Plaza Oteli’nde yapılması planlanmıştır.</p>
<p> <br />
III. Ulusal PDR Uygulamaları Kongresi’nde, uygulama deneyimlerini paylaşmak üzere alanda çalışan akademisyenleri ve psikolojik danışmanları bir araya getirmek amaçlanmaktadır. <strong>“PDR’de Etkili Uygulamalar” </strong>olarak belirlenen ana tema ışığında aile ve evlilik, ruh sağlığı, kariyer, okul, rehabilitasyon, özel eğitim, kriz, sağlık ve endüstri alanlarındaki uygulamaları içeren çalışmalarımızı ve deneyimlerimizi paylaşmaktan mutluluk duyacağız. Bu amaçla okullar, rehabilitasyon merkezleri, özel psikolojik danışma merkezleri, rehberlik ve araştırma merkezleri, sosyal yardım ve sosyal güvenlik kurumları, askeri kurumlar, çocuk ve aile mahkemeleri vb. yerlerde çalışan psikolojik danışmanlar ile akademisyenlerimizi yaptıkları uygulamaları paylaşarak alanın ilerlemesine katkıda bulunmaya davet ediyoruz.</p>
<p>Kongre Düzenleme Kurulu, sunulacak uygulamaların ve yapılacak çalışma gruplarının toplumsal gereksinimlerimize uygun, gelişimsel, koruyucu ve iyileştirici stratejileri vurgulayan, somut ve uygulanabilir olmasını hedeflemiştir. Bu kapsamda kongrede, davetli bildiriler, serbest bildiriler, poster sunumları, paneller ve çalışma gruplarına yer verilecektir. Bunların değerlendirilmesinde içeriğinin, uygulamalı derslerle ilgili paylaşımlar, bireysel ve grupla psikolojik danışma örnekleri, psiko-eğitsel programlar, bireysel ve grup rehberliğine ilişkin uygulamalar, test ve test dışı teknik uygulama örnekleri, uygulamalı tezlerin sunumu olması koşulu aranacaktır. Başvuruyla ilgili ayrıntılı bilgiler dernek web (<a href="http://www.pdr.org.tr/" target="_blank">www.pdr.org.tr</a>) sayfasında  ve  Hacettepe Üniversitesi&#8217;nden kongreye ilişkin olarak alınan web sayfasında (<a href="http://www.pdrkongre2010.hacettepe.edu.tr" target="_blank">www.pdrkongre2010.hacettepe.edu.tr</a>) yayınlanacaktır.</p>
<p>Serbest, poster bildiri, çalışma grupları ile katılmak ve panel önerisinde bulunmak isteyenlerin 250-300 sözcükten oluşan Türkçe özeti 31 Ekim 2010 tarihine kadar, <a href="http://us.mc339.mail.yahoo.com/mc/compose?to=pdrkongre2010%40hacettepe.edu.tr" target="_blank">pdrkongre2010@hacettepe.edu.tr</a> elektronik posta adresine göndermeleri beklenmektedir. Kongre Bilim Kurulu tarafından yapılacak olan değerlendirmeler, çalışma gruplarının kaç kişiden oluşacağı gibi bilgiler 12 Kasım 2010 tarihinde duyurulacaktır. Bildiri özetleri kitapçık haline getirilecektir. <br />
 <br />
Kongre ile ilgili detaylı bilgi almak ve başvuruda bulunmak için <a href="www.pdr.org.tr">www.pdr.org.tr </a> ve/veya <a href="www.pdrkongre2010.hacettepe.edu.tr">www.pdrkongre2010.hacettepe.edu.tr</a> adresini ziyaret ediniz. Tüm meslektaşlarımızı kongre temamız kapsamında bu sayfaları gözden geçirmeye davet ediyor ve sizleri Ankara’da ağırlamaktan onur duyacağımızı belirtmek istiyoruz.</p>
<p> <br />
<strong>Prof. Dr. Fidan KORKUT–OWEN                                               Doç. Dr. Tuncay ERGENE <br />
Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi PDR                Türk PDR – DER Genel Başkanı<br />
Anabilim Dalı Başkanı</strong></p>
<p><a href="http://www.pdrkongre2010.hacettepe.edu.tr/"></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatmaarici.com/?feed=rss2&amp;p=583</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pekin&#8217;den Paris&#8217;e&#8230;</title>
		<link>http://www.fatmaarici.com/?p=578</link>
		<comments>http://www.fatmaarici.com/?p=578#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Aug 2010 20:25:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gündelik yazılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.fatmaarici.com/?p=578</guid>
		<description><![CDATA[1967 MODEL ANADOL İKİ KİŞİLİK TÜRK EKİBİ İLE PEKİN&#8217;DEN YOLA ÇIKIYOR, HEDEF PARİS&#8230;

Dünya&#8217;da ilki 1907 yılında yapılan kıtalararası tarihi klasik otomobiller dayanıklılık yarışı &#8220;Peking to Paris 2010 &#8221; bu yıl 10 Eylül-16 Ekim 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.
Bütün dünya&#8217;dan toplamda 106 aracın katılacağı ralli&#8217;ye Türkiye’den ilk defa bir takım katılıyor. Ahmet Öngün ve Erdal Tokcan, 1967 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>1967 MODEL ANADOL İKİ KİŞİLİK TÜRK EKİBİ İLE PEKİN&#8217;DEN YOLA ÇIKIYOR, HEDEF PARİS&#8230;</strong></p>
<p><img id="profile_pic" src="http://profile.ak.fbcdn.net/hprofile-ak-snc4/hs324.snc4/41582_101452889905815_644_n.jpg" alt="Peking to Paris 2010" /></p>
<p>Dünya&#8217;da ilki 1907 yılında yapılan kıtalararası tarihi klasik otomobiller dayanıklılık yarışı &#8220;<strong>Peking to Paris 2010</strong> &#8221; bu yıl 10 Eylül-16 Ekim 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilecek.</p>
<p>Bütün dünya&#8217;dan toplamda 106 aracın katılacağı ralli&#8217;ye Türkiye’den ilk defa bir takım katılıyor. Ahmet Öngün ve Erdal Tokcan, 1967 model 371 şasi numaralı Anadol ile 10 Eylül’de Pekin’den yola çıkacak ekipler arasında yer alıyor. Türk ekip yarışmada Toplum Gönüllüleri Vakfı yararına mücadele edecek.</p>
<p>Sponsorluklardan ve bireysel desteklerden elde edilen gelir ile 250 üniversite öğrencisine burs sağlanması hedefleniyor. Yarışmaya ilgi büyük ancak sponsorlukların artması, TOG’un daha fazla üniversiteliye burs verebilmesini sağlayacak. Ekip bir yandan büyük bir heyecanla Anadollarını yarışa hazırlarken, diğer yandan TOG için daha fazla bireysel ve kurumsal destek bekliyor. Ekibin mesajı açık ”Hedefimiz Paris’e ilk varan ekip olmak. Bu bizi birinci yapacak belki ama daha da önemlisi, ülkemizin geleceği için başarmış olacağız”.</p>
<p>Ayrıntılı bilgi ve  yarış rotası için:</p>
<p><a href="http://www.pekindenparise.com/">http://www.pekindenparise.com/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.fatmaarici.com/?feed=rss2&amp;p=578</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

