4. Türkiye Gitar Buluşması ve Bilkent Gitar Günleri

Yazar | Kategori Kültür - Sanat (haberler) | Tarih 06-06-2010

Proje: Klasik Gitar Derneği / Kağan Korad

Ev Sahibi: Bilkent Üniversitesi

Organizasyon: Bilkent Üniversitesi, Klasik Gitar Derneği, Bilkent Klasik Gitar Kulübü

Tarih: 6-7-8-9 Temmuz 2010 ( 5 Temmuz Pazartesi öğleden sonra giriş, 10 Temmuz-Cumartesi sabah çıkış )

Yer: Bilkent Üniversitesi / Merkez Kampus

Genel Koordinatör: Kağan Korad – korad@bilkent.edu.tr

Koordinatör: Uğur Satılmış – ugursa@ug.bilkent.edu.tr

Gitara başladığım yıllarda Türkiye’deki az sayıdaki gitarist ve gitar öğrencisi birbirinden kopuk neredeyse habersiz bir atmosferde çalışmalarını sürdürürdü. Oysa bizler diğerlerini merak eder, tanışmak ve olabilirse yararlanmak isterdik. Gitar Buluşması fikri ve hayali de işte buradan doğdu. Ana fikri tanışmak ve yakınlaşmak olacak etkinliğin, bunu sadece konserler, dersler veya seminerlerle değil, bir kamp ortamının sıcaklığında sohbetlerle, geçirilen hoş zamanlarla, kurulacak arkadaşlıklar sayesinde yapması benim hayalimdi. Ne mutluyum ki Gitar Buluşma’ları bu kısa tarihinde bu bağların oluşmasına bir katkı sağladı gibi gözüküyor. İşte bu yüzden gitar, arkadaşlık ve eğlenceyi bir arada sunmayı hedeflediğim Türkiye gitar buluşma’larının 4. sünü gerçekleştirebildiğim için mutluyum.

Bütün bu organizasyonlar hiç şüphesiz bana devam etme gücünü ve olanağını veren çok değerli katkılar olmasa hiç gerçekleşemezdi; Bu nedenle,

Her şeyden önce her yıl bu fikre destek vermek için gelen ve emekleriyle buluşmanın içini dolduran öğretmen ve konsertistlere sonsuz teşekkürler etmek istiyorum. Ardından da bu güne değin ev sahipliğini ve organizasyon desteğini üstlenen Üniversitelere, Mersin Üniversitesi ve özellikle daha önceki iki ve bu seneki 4. buluşmanın ev sahibi Bilkent Üniversitesine, çeşitli buluşmalarda benle beraber elini taşın altına sokmaya gönüllü olacak delilikteki yoldaşlarım; başta Kürşad Terci olmak üzere Hale Korucu, Can Erdoğan ve Uğur Satılmış’a, bu seneki destek ve katkıları olmasa buluşmayı gerçekleştiremeyeceğimiz “Bilkent Klasik Gitar Kulübü”ne ve tabi ki buluşmanın asıl varlık nedeni olan, katılımlarınızla asıl amacına ulaşmasını sağlayan siz gitarist ve gitar severlere sonsuz şükranlarımı sunuyorum.

Kağan Korad

Read the rest of this entry »

Toplumsal Cinsiyet Işığında Kadınların Güçlenmesi (Eğitim Duyurusu)

Yazar | Kategori Çalışmalarım | Tarih 01-06-2010

12 Haziran 2010  (10.00-17.00) / Yürüten: Psi. Dan. Fatma ARICI

13 Haziran 2010 (13.00-16.00) / Yürüten: Av. Figen DEMİR ÇIRA – Psi. Dan. Fatma ARICI

Yer: Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneği

        (Öncebeci Mah. Umut Sok. No: 50/4)

          Kolej / Ankara)

 

Eğitimin Amacı: Kadınlık ve erkeklik kavramlarının toplumsal olarak nasıl şekillendiği, toplumsal cinsiyete bağlı roller ve önyargılar üzerinde farkındalık kazanmak;

toplumsal yaşamda kadınlara yönelik ayrımcılığın hangi alanlarda ve nasıl yaşandığı üzerinde düşünerek örnek olaylar doğrultusunda kadın hakları konusunda bilgilenmek

Eğitimin İçeriği: Biyolojik cinsiyet – toplumsal cinsiyet kavramları

                            Toplumsal cinsiyete bağlı roller ve önyargılar

                            Toplumsal yaşamda cinsiyetçi işbölümü ve cinsiyet ayrımcılığı

                            Kadın hakları (yasal çerçevede)

Katılımcılar: Üniversite eğitimini tamamlamış ya da eğitimine devam etmekte olan, konuya ilgi duyan herkes

(Eğitim, kaydını yaptıran ilk 15 kişi ile sınırlı tutulmaktadır; ancak aynı eğitim, tarihi daha sonra belirlenerek tekrarlanacak ve kayıtlar söz konusu eğitim için de değerlendirilecektir)

 İletişim ve kayıtfarici@hacettepe.edu.tr

Kariyer Yelkenlisi

Yazar | Kategori Çalışmalarım | Tarih 10-04-2010

KARİYER DANIŞMANLIĞINDA KULLANILABİLECEK BİR MODEL ÖNERİSİ:

KARİYER YELKENLİSİ

 Prof. Dr. Fidan KORKUT – OWEN*, Miray AÇIKEL**, Fatma ARICI**, Pınar ÇAĞ**, Selen DEMİRTAŞ**, Elif EMİR**, Cennet ERDOĞMUŞ – ZORVER**, Bediha İPEKÇİ**, Alper KÜÇÜKAY***, Tansu MUTLU**, Emran SAKA**, Gamze ÜLKER **

*H.Ü. PDR Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

**H.Ü. PDR Anabilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi

*** ODTÜ Kariyer Merkezi

Kariyer, bir ömür boyu yaşanan olaylar dizisi, mesleklerin ve diğer yaşam rollerinin birbirini izlemesi sonucu oluşan genel görünüm ve mesleki gelişim çizgisinde ilerleme, duraklama ve gerilemeleri ifade eden bir kavramdır. Kariyer danışmanlığının amacı, farklı gelişim aşamalarındaki bireylerin seçeneklerini fark etmesine, planlar yapmasına, eğitsel ve mesleki kararlar almasına yardım etmektir. Yurt dışında bireye bu hizmet sunulurken, danışana ve psikolojik danışmana bir nevi yol haritası sağlayan “Mesleki Teleskop” gibi çeşitli modellerden yararlanılmaktadır. Türkiye’de ise bu amaçla geliştirilmiş bir model bulunmamaktadır.

Bu çalışmada Hacettepe Üniversitesi’nde 2009 – 2010 öğretim yılı güz döneminde alınan Mesleki Danışma dersi gereği yüksek lisans öğrencileri tarafından geliştirilen ve üzerinde halen çalışılan ‘Kariyer Yelkenlisi’ modeli anlatılmıştır. Bu model, bireyin kariyer hedeflerini belirleyerek kararlar alabilmesini ve kararları doğrultusunda da ilerleyebilmesini, bir deniz yolculuğuna benzetmektedir. Her bireyin kariyer yolculuğunda yolculuğun yönünü belirleyen çeşitli etmenlerden söz edilebilir. En önemli etkenlerden olan bireysel özellikler yelkenlinin gövdesi biçiminde simgeleştirilmiştir. Bireysel özelliklerde, ilgiler, yetenekler, değerler, amaçlar, beklentiler, kişilik özellikleri, bireyin kendine ve mesleklere ilişkin algıları, deneyimleri gibi nitelikler yer almaktadır. Meslek seçimini ve kararını etkileyen etmenlerden sosyal özellikler yelkenlerden birisi olarak sembolleştrilmiştir. Bu boyut meslek seçiminde ailenin özelliklerini, içinde yaşanılan kültürün mesleklere ve cinsiyete dayalı algılamalarını, sosyal yapıyı ve medyanın etkisini içermektedir. Diğer etmenlerden olan politik, ekonomik, yasal ve sisteme ilişkin özellikler, ikinci yelken ile simgelenmiştir. Bu boyutta o ülkedeki istihtam politikaları, eğitim kurumlarına ve işe yerleşme politikaları, sınav sistemleri gibi özellikler yer almaktadır. Modelde önemli etmenlerden birisi olarak tanımlanan şans, yelkenlinin hareket etmesi için gereken; ancak kontrol edilemeyen rüzgar ve dalga olarak simgeleştirilmiştir. Bu boyut başta şans olmak üzere sağlık koşulları, doğal olaylar gibi etmenlerden oluşmaktadır.

Read the rest of this entry »

27. Uluslararası Ankara Müzik Festivali

Yazar | Kategori Kültür - Sanat (haberler) | Tarih 07-04-2010

27. Uluslararası Ankara Müzik Festivali başladı!

6.4.2010 / TRT Haber (http://www.trt.net.tr/)

Müzik Festivali, Şef Erol Erdinç yönetimindeki Hacettepe Senfoni Orkestrası’nın Milli Eğitim Bakanlığı Şûra Salonu’nda verdiği konserle başladı. Orkestra, Nejat Başeğmezler’in uvertürünün dünyada ilk seslendirilişini gerçekleştirdi.

Ardısıra, orkestra, piyanoda Laure Favre Kahn ile Ravel’in sol major piyano konçertosunu seslendirdi. Orkestranın seslendirdiği diğer eser ise Çaykovski’nin 6. senfonisi idi.

Müzik Festivali kapsamında bugün (06.04.2010), piyanist Laure Favre Kahn’ın Piyano Resitali var. Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde saat 20.30’da başlayacak resitalde, sanatçı, Ravel’in Ölü Bir Prenses için, Pavan’ı, Hahn’ın 1. valsi, Debussy’nin 3 prelüdü, Bizet’nin Arlesienne’i ve Chopin’den polonez, mazurka, vals ve prelüdlerini sunacak.

27. Uluslararası Ankara Müzik Festivali’nde yarın (07.04.2010), Türkiye Polifonik Korolar Derneği Korosu, değişik Türk ve yabancı sanatçılardan derlenen eserleri Milil Eğitim Bakanlığı Şûra salonunda şef Mustafa Apaydın yönetiminde seslendirecek.

Festival; Fransız Barok Orkestrası, A Little Nightmare Music Topluluğu, İncesaz ve Saule & The Madrix müzik toplulukları ile çeşitli toplulukların konserleri ve gösterileriyle devam edecek.

Festival, 30 Nisan Cuma, Bilkent Senfoni Orkestrası konseri ile sona erecek.

Festival ile ilgili ayrıntılı bilgi ve etkinliklerle ilgili bilet almak almak isteyenler için:

http://www.ankarafestival.com/

http://www.andmuzikvakfi.com/tr/festival/index.html

Meryem’den korkmamak için…

Yazar | Kategori Toplumsal cinsiyet | Tarih 24-01-2010

Aşağıdaki haber ve haber üzerine yazılanlar tüylerimi ürpertti, bir kez daha, tüm Meryemler için… Meryemleri, hiç Meryem olmamış gibi, kendi bakış açısının -onları birer cinsel obje olarak sadece ama sadece ellerinin arasında tutup sıkma sıkma sıkma isteği- gördüğü kadere hapseden empati yoksunu insanlar için hem acıyorum hem de çaresizlik hissediyorum derinden… Goethe’nin bir sözünü hatırlarım hep, böylesi çaresizliklerimde:

“Etkili olamıyorsun, her şey ruhsuz kalıyor,

Kendini üzme!

Bataklığa düşen bir taş

Halkalar oluşturmaz.”

Her taşın halka yaratmasını beklemek gerçek dışı evet; ama halka yaratamayan taşların bataklığa düşerken başka başka taşları da yanında sürüklemesinin önüne geçmenin bir yolu olmalı! Bu konuda ortak toplumsal bir bilinç oluşturmak gibi…

 

12 YAŞINDAYIM

Elif DUMANLI

 24.1.2010 / Radikal

Yargısız dinleyip anlamaya çalışıldığında çözülebilecek bir sorun, “namus” çerçevesinde düşünülünce 12 yaşında bir kız öldü!

Yer Doğubeyazıt. Mekân okul. Öykünün başkahramanı Meryem. Yardımcı karakterler sınıf öğretmeni, okul müdürü ve korucu baba. Derste Meryem, bir arkadaşına “Seni seviyorum” notu yazar. Not ulaşacağı yere ulaşmaz. Meryem’in elinden, sınıf öğretmeninin eline geçer. Sınıf öğretmeninin elinden müdürün eline, oradan da korucu babanın eline. Üç çift el, üç erk sahibi erkek. Sınıf öğretmeni ile müdür, Meryem’in adının çıkmasını önlemek istemişler. Baba üzgünmüş. Kızı yaşasaymış, evlendirirmiş. Bu ince düşüncelilik ve anlayış içinde öldü Meryem.

Meryem’in ölüm haberini okuduğumda sınıf öğretmenine takıldım. Öğrenciliğim ve öğretmenlerim gözlerimin önünden akıp geçti. Sadece en sevdiğim ve nefret ettiğim öğretmenlerim kalmış hatırımda.

İlkokul birinci sınıf öğrencisiyim. Babamı çağırmış sınıf öğretmenim. Babamın bacağına yapışmışım. Babamın bir eli başımın üzerinde. Başımı kaldırıp öğretmenime ve babama bakıyorum. “Kızınız salak” diyor öğretmen ve babamdan beni alıp başka okula götürmesini istiyor. Başka okuldayım. Salak olduğuma inanmış, peltekliğimden dolayı da suskunum, biraz da ürkek. Bu halime rağmen din öğretmenleri sürekli benimle uğraştılar. Alnımda Alevi yazmamasına rağmen, ilahi kudretlerinden olsa gerek, alnımın altını okuyup ellerinden geleni yaptılar.

Gelgelelim, sevdiğim öğretmenlere. Okul ile işi aynı anda yürütemeyip yorgun düşüp okuldan vazgeçtiğimde elimden tutan öğretmenlerim. Harçlık kabul etmeyeceğimi bildikleri için bana yeni iş sahaları yaratan öğretmenlerim. Jandarma kovaladığında odalarında saklayan öğretmenlerim. Hasta yatağında tezimi düzelten öğretmenlerim. Bu öğretmenlerin ortak özelliği, yargısız dinlemek ve anlamaya çalışmaktı. Onların izinden gittim. Öğretmen olarak ben de öğrencilerimi yargısız dinleyip anlamaya çalışıyorum. 

İnsanın sekiz evresi

13 yıllık öğretmenim ama 12 yaşındayım. Meryem’in öldüğü yaştayım. Beşinci sınıftayız anlayacağınız. Birinci sınıfta yağ sattım, bal sattım, mini mini kuş donmak üzereyken içeriye aldım. Büyüdük ve beşinci sınıf olduk. Aşk mektupları gelmeye başladı teker teker. Aldım ve günlüğümün aralarına sakladım. Bunun üzerine konuşmama şaşırdılar. “Öğretmenim, o, onu seviyor” dediler. “Arkadaşların birbirini sevmeleri doğal” dedim. İtiraz ettiler. “Sevgili olarak seviyorlar. Aşıklar birbirlerine” dediler. “Hım” deyip başladık tartışmaya. İstedikleri buydu.

Bu aşk mektuplarını, aslında birinci sınıfta okuma yazma öğrenir öğrenmez yazmaya başlamışlardı. Daha yedi yaşındaydılar. Şaşırıp kalmıştım. Ders olarak aldığım psiko-sosyal gelişim kuramlarını yanlış mı öğrenmiştim acaba diye kara kara düşünmüş ve tekrardan eğitim psikoloji ders kitaplarını karıştırmıştım. Psiko-sosyal kuramlar içinde hatırı sayılır bir yere sahip olan Erik Erikson, Freud’un psiko-seksüel gelişim olarak tanımladığı ve cinsel gelişmeyi temel alarak hazırladığı gelişimi, psiko-sosyal kuram adı altında yeniden incelemiş, bu gelişimi İnsanın 8 Evresi adı altında 8 evre halinde ele almış. Her evrede benliğin karşılaştığı bir olumlu benlik, bir de bunun karşıtını belirtmiş. Temel güven ve bunun karşıtı olan temel güvensizlik gibi.

Erikson, her bir dönemde içsel kriz yaşandığını, krizi başarılı bir şekilde atlatan kişinin güç kazanıp bir sonraki basamağa rahatça geçebileceğini belirtiyor.

Erikson’un dördüncü dönemi olan latent dönem, 5-11 yaş grubunu kapsıyor ve okul döneminin ilk yıllarına denk geliyor. Bu dönemde çocuk, cinsel açıdan bir durgunluk dönemine girerken, yaşıtları ile ilişkileri artarak, yeni şeyler öğrenme ve bir şeyler üretmenin hazzını yaşamaya başlar. Okula başlamadan önce kız veya erkek demeden karışık bir biçimde grup kuran ve oynayan çocuklar, bu dönemde kendi cinsinden çocuklarla oyun oynamayı tercih ederler. Freud’un kuramını izleyen psikologlar bu davranışı örtük (latent) cinsiyet dürtüsüyle açıklarlar. Onlara göre cinsel dürtü, okulun ilk yıllarında örtük bir biçimde gelişir ve davranışta kendini gösterir. 

Anne sihirli ama…

Dördüncü ve beşinci sınıfa kadar çocuklar homojen gruplarda oynayıp, dördüncü sınıftan itibaren de erkekli-kızlı oyunlar kurmaya başlıyorlardı. Birinci sınıfta okuma yazma öğrenir öğrenmez birbirlerine “o, onu seviyor”, “seni seviyorum” içerikli mektuplar yazmaları ilginç gelmişti. Uzun uzun konuştuğumuzda, bunun bir özenti olduğunu fark ettim. Dört, beş sene önce yayında olan Sihirli Annem adlı dizide kendi yaşıtları olan dizi kahramanları Tuğçe ve Cem’e özeniyorlardı. Merak edip bu diziyi seyrettim. Tek bölüm bana yetti. Seyrettiğim bölümde, Tuğçe ve Cem evdeydiler. Perdeler kapatılmış. Mum ışığı. Hafif bir müzik. Şarap kadehlerinde meyve suyu içiliyor. Dans ediliyor ve evlendiklerinde neler yapacakları konuşuluyordu. O dönemde dizinin çocukların psiko-sosyal gelişimine uygun olmadığına dair verilen şikâyet dilekçelerine dayanılarak dizinin yayınına son verildi. Bizim çocuklar da tekrardan Erikson’un kuramına uygun davranmaya başladılar.

Bu sene öğrencilerimin karışık gruplarda oynamalarını ve karşı cinsi keşfetmelerini bekliyordum. Olması gereken de buydu. “Seni seviyorum” notlarını da bu çerçevede algılamaya çalışmıştım. Lakin bu sevgililik meselesinde kız öğrencilerim daha baskındı. Hepsinin davranışları da aynıydı. Kendi cinsleriyle özel gruplar kuruyorlar, gruplarına erkek almıyorlar. Karşı cinsle iletişimlerini sevgililik üzerinden kuruyorlardı. İlişkiyi kız öğrenciler başlatıyor ve onlar bitiriyordu. Giyinişleri ve davranışları tek tipleşmeye başlamıştı. Yine beni bir merak sardı. Uzun uzun konuşunca, yine karşıma televizyon, bir dizi ve bir grup çıktı: Hepsi Bir.

Öncelikle öğrencilerimle, toplumsal cinsiyet çerçevesi içinde “aşk” ve “sevgililik” kavramlarını tartıştık. Zaten son iki üç senedir toplumsal cinsiyet tartışmaları yaptığımız için tartışmanın özünü çabucak kavradılar. Sonra velilerimi çağırdım. Onlara çocuklarının karşı cinsi sevmelerinin doğal olduğunu, ancak buna sevgililik deyip içerik olarak da buna uygun davranmaya başladıkları zaman, cinsel kimliğini tam olarak gerçekleştirememiş, erken yaşta karşı cinse sevgili gözüyle bakan, karşı cinsi arkadaş, dost olarak algılamayan, sevgililik ilişkisinin dışındaki sevgileri tadamayan, kısacası benlik bütünlüğünü geliştirmemiş bireyler olabilme ihtimalini anlattım, tartıştık. Bir iki hafta sonra sınıf içindeki kız-erkek ilişkileri normale döndü.

Yargısız dinleyip anlamaya çalışıldığında çözülebilecek bir sorun, “namus” çerçevesinde düşünüldüğünde 12 yaşında bir kız öldü. Tüm demokrat ve devrimci öğretmenler adına özür dilerim Meryem. Yeterince mücadele edememişiz ki, seni kaybettik.

 

MERYEM’DEN KORKMAK

Seda AYAZ A.

24.1.2010 / Radikal

Babasına zaten zimmetlidir, keleş nasıl zimmetliyse, Meryem de öyledir. Bunca insan bir Meryem’in notuyla yenişemez. Meryem yenilmez, Meryem ancak yok edilir. Read the rest of this entry »

2009′a veda…

Yazar | Kategori Gündelik yazılar | Tarih 01-01-2010

2009'un en çok okunan haberleri

31.12.2009 /Radikal Yaşam…

Yıla damgasını vuran haberleri hatırlayalım.

İSTANBUL – Yıla damgasını vuran domuz gribinden pop efsanesi Michael Jackson’ın ölümüne, ünlülerin seks skandallarından sıfırdan ünlenenlere…

DOMUZ GRİBİ: Mart 2009’da Meksika’dan çıkıp hızla tüm dünyaya yayılan ve ‘domuz gribi’ olarak anılan H1N1 virüsü bizi yeni bir global korku dalgası, maskeler ve dezenfektanlarla tanıştırdı. Geliştirilen domuz gribi aşısı da güvenilir olup olmadığı tartışmalarıyla birlikte piyasaya sürüldü. Hastalık Türkiye’de uzun süre etkisizdi, dört ay önce bir patladı pir patladı.

MICHAEL JACKSON: Haziran’ın 25’ini 26’sına bağlayan gece telefonlar çalıştı: Michael Jackson Los Angeles’taki evinde ölmüştü. Sahnelere Londra’da vereceği konserlerle dönmek üzere yoğun bir tempoyla hazırlanan ‘pop kralı’ 50’sinde, arkasında milyonlarca mutsuz hayran bırakarak veda etti. Jackson’ın, formuna kavuşmak için ilaçlar aldığı ve bu ilaçların karışması yüzünden öldüğü iddia edildi. Doktoru Conrad Murray, Jackson’a aşırı ilaç vermekle suçlandı. Kral ölümünden iki buçuk ay sonra, 4 Eylül’de Forest Lawn mezarlığına gömüldü. 

UÇAK KAZALARI: 15 Ocak’ta bir uçak, New York La Guardia Havalimanı’ndan havalandıktan üç dakika sonra New York ve New Jersey eyaletlerini bağlayan Hudson Nehri’ne zorunlu iniş yaptı, uçağı 155 kişiyle birlikte nehre sağ salim indiren pilot Chesley Sullenberger, kahraman ilan edildi. Kazaya neden olanın, uçağın iki motoruna çarpan kuş sürüsü olduğu ortaya çıktı. 1 Haziran’da yaşanan başka bir uçak kazasıysa faciayla sonuçlandı. 216 yolcusu ve 15 kişilik mürettebatıyla Rio de Janeiro’dan Paris’e gitmek üzere havalanan Air France uçağı önce kayboldu, sonra Atlantik Okyanusu’na düştüğü ortaya çıktı. Kurtulan olmadı, kurbanlar arasında uluslararası arp sanatçımız Fatma Ceren Necipoğlu da vardı. 

FARRAH FAWCETT: Michael Jackson’la aynı gün bir başka efsane daha gözlerini yumdu. 70’lerin çok seyredilen televizyon dizilerinden ‘Charlie’nin Melekleri’nin sarışın yıldızı Farrah Fawcett, 62 yaşında bağırsak kanserine yenildi. 

SILVIO BERLUSCONI-PATRIZIA D’ADDARIO: Yılın skandallar kralı, 72 yaşındaki İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi oldu. Eskort kızlarla ilişkileri, villasında verdiği seks partileri, aldığı hediyeler nisandan beri gündemin baş köşesine oturdu. Skandalların merkezindeki kadınsa Patrizia D’Addario’ydu. Berlusconi’yle Roma’daki evinde bir gece geçiren D’Addario, gecenin ses kaydını yayımladı, bolca detay verdi, hatta ilişkiyi anlatan, ‘Tadını Çıkar Başkan’ adlı bir kitap yazdı.

CASTER SEMENYA: Ağustosta Berlin’de düzenlenen Dünya Atletizm Şampiyonası’nda kadınlar 800 metrede altın madalya kazanan Güney Afrikalı atlet Semenya’nın kadın değil, erkek olduğu tartışmaları patlak verdi. Çift cinsiyetli olduğu öne sürülen Semenya ve ailesi iddiaları reddetti. Son karar, Semenya’nın kadın olduğu yönünde. 

DAVID LETTERMAN: Amerika’nın en ünlü tolk şovcularından Letterman, bir programında birlikte çalıştığı genç kızlarla ilişkiye girdiğini, bunu öğrenen bir kanal çalışanının 2 milyon dolar vermezse her şeyi anlatacağı yönünde şantaj yaptığını açıkladı. Ortalık karıştı, Letterman canlı yayında karısından ve seyircilerden özür diledi.

SUSAN BOYLE: İngiltere’deki yetenek yarışmasında mikrofonu eline aldığında bakımsız görüntüsüyle alay konusu oldu, ‘Kıllı bebek’ diye anıldı. Ama ‘I Dreamed a Dream’ adlı şarkısını söylemeye başladığında müthiş sesiyle milyonları büyüledi. Geçen ay yayımlanan albümü satış rekorları kırdı. O da değişti, saçını boyatıp kaşlarını aldırdı, giyim tarzını tazeledi.  

‘BALON ÇOCUK’: Saatlerce helyum dolu bir balonla havalanıp kaybolduğu için aranan, kilometrelerce uzaktaki balondan da çıkmayan altı yaşındaki Falcon önce evde çıktı, sonra da her şeyi anne-babasının şov amaçlı yaptırdığını canlı yayında ağzından kaçırdı. Sonuçta kamuyu aldatmaktan baba 90, anne 20 gün hapis cezası aldı.

ATEİST OTOBÜSLER: ‘Tanrı muhtemelen yok. Dertlenmeyi bırakın ve hayatın tadını çıkarın!’ sloganı ocakta Londra’daki 800 belediye otobüsünün üzerinde yerini aldı. İngiliz Hümanistler Derneği ve Prof. Richard Dawkins’in başlattığı kampanya İspanya’ya da sıçradı. Dindar gruplar boş durmadı, otobüslere ‘Evet, Tanrı var. Hz İsa ile hayatın tadını çıkarın’ şeklinde sloganlar yerleştirmeye başladılar.  

NADYA SULEMAN: ABD’li Suleman, 29 Ocak’ta bir batında ikisi kız sekiz bebek birden doğurarak tarihte ikinci kez sekiz doğuran kadın unvanını aldı. Şaşkınlığın daha büyüğü, zaten altı çocuk annesi olduğu ve sekizlere de suni döllenmeyle hamile kaldığı öğrenilince yaşandı. İşsiz annenin çocuklarının babasının kim olduğu hâlâ sır. 

JADE GOODY: İngiliz BBG’sinin yıldızı Goody, rahim ağzı kanserinden 27 yaşında öldü. Şöhreti kamera önünde kazanan genç kadın son ana kadar her şeyi ‘naklen’ yaşadı. Dört ve beş yaşlarında iki oğlu olan Goody, ölmeden önce evlendi, düğün fotoğraflarını 700 bin sterline (1.7 milyon TL) sattı. 

TIGER WOODS: Golfün efsane ismi, yılın son büyük skandalının kahramanıydı. 26 Kasım’da evinin önünde trafik kazası geçiren 33 yaşındaki yıldızın imdadına golf sopasıyla karısı Elin Nordegren’in yetişip yarı baygın kocasını, arabanın camını kırarak kurtardığı açıklandı. Ertesi gün olayın, bir aldatma hikâyesi ve sonrasında patlayan kavgadan kaynaklandığı ortaya çıktı. Woods’un defterleri açıldı, içinden 11 sevgili çıktı. 

TRISHNA VE KRISHNA: Bangladeş’te kafalarından yapışık halde dünyaya gelen ikiz kız kardeşler Trishna ve Krishna, kasımda 16 uzmanın 32 saatlik operasyonuyla ayrıldı. Durumları iyi.

DÜNYANIN EN İYİ İŞİ: Dünyada işsizlik yükselirken Avustralya’nın tropik Hamilton Adası’na altı aylığına bekçi arandığını duyuran ilana 200 ülkeden 35 bin başvuru yapıldı. ‘Dünyanın en iyi işi’ olarak anılan bekçilik için şartlar yüzebilmek, İngilizce bilmek, iyi iletişim kurabilmekti. 172 bin TL’lik işi, İngiliz Ben Southall kaptı. 

JAYCEE LEE DUGARD: Haziran 1991’de 11 yaşındayken kaybolan Dugard, geçen ağustosta ortaya çıktı. 18 yıl Phillip Craig Garrido ve karısı Nancy’nin evinin arkasındaki barakalarda tutsak olarak tutulan ve tecavüze uğrayan kadının Garrido’dan iki çocuk sahibi olduğu anlaşıldı. Garrido çifti tutuklandı, Dugard ailesine kavuştu. 

ROMAN POLANSKI: ABD’de 1977’de 13 yaşında kız çocuğuna tecavüz suçlamasıyla hapis cezasına çarptırılan Polanski, Washington’un suçluların iadesi anlaşması imzaladığı İsviçre’de 26 Eylül’de tutuklandı. Oscar’lı yönetmen film festivalinde kazandığı ödülü almak için Zürih’teydi. Kefaletle serbest bırakılma talebi reddedilen 76 yaşındaki yönetmen aralıkta yerleştirildiği İsviçre Alpleri’ndeki dağ evinde hapis tutuluyor. 

DAVETSİZ MİSAFİRLER: 26 Kasım’da ABD Başkanı Barack Obama’nın Beyaz Saray’da Hindistan Başbakanı Manmohan Singh şerefine verdiği akşam yemeğine sıkı emniyet tedbirlerine rağmen bir çift davetsiz misafirin elini kolunu sallayarak girdiği ortaya çıktı. ‘Güvenlik skandalı’ olayının kahramanları Tarık ve Michaele Salahi yemekte Obama’nın da dahil olduğu siyasiler ve ünlü konuklarla bol bol anı fotoğrafı çektirip Facebook sayfalarına bile yükledi.

DAVID CARRADINE: Amerikalı oyuncu Carradine’in cesedi, 3 Haziran’da Bangkok’taki otel odasında bulundu. 72 yaşındaki oyuncunun boynunda ve cinsel organında perde ipi sarılı halde dolaba asılı olduğu ortaya çıktı ve tek başına uyguladığı bir cinsel fantezinin kurbanı olabileceği belirtildi. 

SULTAN KÖSEN: Mardinli Kösen, 2.42 m. boyuyla dünyanın en uzun insanı olarak Guinness’te yerini aldı. Rekorun önceki sahibi Çinli Bao Şişun’dan 10.5 cm. daha uzun olan Kösen dünyanın en uzun el ve ayaklarının da sahibi. (Yaşam Servisi)

 http://www.radikal.com.tr/

 

HOŞ GELSİN 2010…

Diğer resimlerden farklı olsun bu yeni sayfaya çizdiklerimiz..

Başka renkler de keşfedelim… Belki yarattığımız anlamlardan daha anlamlısını yaşar ve görürüz, belli mi olur?

Limon (citrus :))

Yazar | Kategori Sağlık | Tarih 02-12-2009

İki gündür yediğim limonlar, sanırım içimde bir “limon ağacı”nın çıkması için yeterince tohum oluşturdular! :)

 

 

Öksürük, grip, boğaz ağrısı… (Ama H1N1 değil. Sırf bunu anlayabilmek için doktora gitme alışkanlığım olmamasına rağmen doktora bilem gittim. H1N1′in benim için önemi, tek başıma doktora gitme davranışımı pekiştirmesidir :) )

H1N1 bir yana, soğuk algınlığı konusunda artık “limon”un üstüne bitki tanımıyorum (ona eşlik edebilecek nanenin, karabiberin, zencefilin de hakkını tanıyarak tabi).

İşte Google’dan yaptığım “limonun faydaları” taramam sonucunda elde ettiğim bilgilerden bir kısmı…

Şifa niyetiyle… ;)

 

“Limon, C vitamini başta olmak üzere A ve B vitaminleri açısından zengin bir besindir.

Vücuda güç verir. İştah açıcıdır. Sindirimi kolaylaştırır ve sindirim sistemi rahatsızlıklarına iyi gelir. İdrar söktürücüdür. Damar sertliğini ve tıkanıklığını önler.  Kanı temizler ve kan dolaşımını kolaylaştırır. Soğuk algınlığı, nezle, grip ve öksürük şikayetlerini azaltır. Mikrop öldürücüdür. Besin zehirlenmelerinde ve böcek ısırıklarında yararlıdır. Rahatlatıcı etkisi ile vücuttaki ağrıları hafifletir, ateşi ve tansiyonu düşürür. Mide bulantısını ve baş dönmesini giderir. Kansızlığa karşı etkilidir. Diş ve diş etlerini kuvvetlendirir ve dişleri beyazlatır. Sivilceleri ve nasırı azaltır.

Nasıl kullanılır? Daha çok limonun suyu salata ve yemeklerde kullanılır. Ayrıca çiçeklerinden, kabuklarından ve yapraklarından da faydalanılır. Kabukları haşlanıp suyu içilirse vücudu kuvvetlendirir ve vücuttaki kurtları dökmeye yardımcı olur. Limon suyu ile gargara yapılırsa ağız, boğaz ve bademcik iltihaplarına iyi gelir. Limon, kabuklarıyla birlikte banyo suyuna sıkılıp bu su ile banyo yapılırsa kan dolaşımını hızlandırır ve cildi canlandırır.”

 http://www.mydearbody.com/tr/sifali-bitkiler/limon.html

Modern insanın tembelliği

Yazar | Kategori Mizah | Tarih 21-11-2009

 “Bugün ‘farklı’ ne yapabilirim?”  sorusuna cevap veren en yaratıcı fikir yarışması olsa, herhalde problem çözmede pratik zekasıyla ünlü kedimiz Garfield‘dan, bu yarışmada diğer puanlara göre çok çok yüksek bulunan bir puanla birinci olarak övgüyle ve saygıyla bahsedilirdi.

Bu durum belki, “modern insanın tembelliği” (“modern insanın yalnızlığından esinlenerek”) olarak da adlandırılırdı o zaman, ne dersiniz? :)

 

İkinci AY çağı

Yazar | Kategori Gündelik yazılar | Tarih 15-11-2009

Sonunda Ay’daki su keşfedildi!

Sanırım şimdi sırada, yolculukları sıklaştırmak var. Arkasından da yerleşme planları başlar herhalde… HADİ HAYIRLISI… :)

NASA’nın Ay’ı bombalayarak “ciddi miktarda” su keşfetmesi, insanın uzay macerasında “yeni bir dönem” başlattı. Bu keşfin ardından Ay’da kalıcı bir üs kurulması ve Dünya’nın tek doğal uydusunun Mars için bir “sıçrama tahtası” olarak kullanılması öngörülüyor.

Ay'da su olduğu kanıtlandı

 

İNSANOĞLU, 20 Temmuz 1969’da ilk kez Ay’a ayak bastığından bu yana uzayda en büyük keşfe imza attı. Geçen haziranda Ay yüzeyine bir roket fırlatan Amerikan Uzay ve Havacılık Ajansı (NASA), önceki gün yaptığı “heyecanlı” açıklamada, krater çevresinin ve oluşan toz bulutunun görüntülerinin analiz edildiğini ve “ciddi miktarda” buz tespit edildiğini bildirdi. 

NASA açıklamasında, “Bu keşif, Ay’ı anlamamız yolunda yeni bir dönem başlatıyor” dendi. Bir roket ve bir analiz sondasının Ay yüzeyine çarpmasını içeren 79 milyon dolar maliyetli “LCROSS” görevinin başarıyla sonuçlandığını bildiren proje sorumlusu bilim adamı Anthony Colaprete de, “Evet, su bulduk. Üstelik az bir şey değil, ciddi miktarda bulduk” dedi.

Bunun “sıradışı ve heyecan verici bir keşif” olduğunu belirten California Üniversitesi’nden Gregory Deloy, “Analizler tamamlanınca, yeni bir Ay resmi çizilmiş olacak. Keşfedilen su, bir kuyruklu yıldızdan gelmiş olabilir” diye konuştu. Brown Üniversitesi Jeoloji Profesörü Peter Schultz da, “Sadece tek bir nokta vuruldu. Bu durum biraz petrol keşfi gibi. Eğer bir yerde petrol varsa, muhtemelen çevresinde de var” dedi. Önceki bilimsel teoriler, Ay’ın güney kutbu yakınlarında, yüzeyin altında donmuş halde su bulunduğunu varsayıyordu. Son deney, buzun derinde olmadığını, çok daha kolay ulaşılabileceğini kanıtladı.

95 litre suyla banyo bile yapılır

Keşfedilen su miktarı yaklaşık 95 litre. Ancak içinde metanol tespit edildiği için, arıtılmadan içilmesi durumunda insanı kör edebilir. Ancak bir gün Ay’da “koloni” kurulması durumunda astronotlar bu suyu arıtarak içebilecekler. Hatta su o kadar bol ki, banyo yapmakta veya roket yakıtı üretmekte kullanılabilir.
Bu büyük keşif, siyasi, toplumsal ve bilimsel alanda yeni tartışmaları da beraberinde getirecek. Keşif uluslararası medyada büyük yankı yaratırken, internet arama devi Google da dün bu keşfi kutlayan özel bir logo yayınladı.

Cabeus’un karanlığı

Roket, Ay’ın güney kutbu yakınlarındaki Cabeus kraterine çarptı. Güneş’in açısı ve krater duvarının yüksekliği nedeniyle milyarlarca yıldır gölgede kalan -230 derece sıcaklığındaki bölgede 6 km yüksekliğinde bir toz bulutu oluştu. Tozun içinde ve krater çevresinde bol miktarda buz tespit edildi.

15.10.2009  / Hürriyet

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/12950260.asp?gid=229

Bütün işi “iş aramak” olan adam…

Yazar | Kategori Gündelik yazılar | Tarih 08-11-2009

Bu haber, meslek seçmekte zorlananlar, seçtiği mesleği icra edecek imkanı bulamayanlar, iş arama konusunda umutsuzluk yaşayanlar ve macerayı, yollara düşmeyi sevenler için seçilmiştir. :)

Amerika’nın 50 eyaletinde 50 haftada 50 farklı işi denemek için keşfe çıkan Daniel Seddiqui’nin meslekler turu sona erdi. İş aramayı iş edinen Seddiqui, şimdi maceralarını bir kitaba dönüştürüyor.

Bütün işi iş aramak olan adam

Meltem ÜRÜT / 7.11.2009

Radikal Cumartesi

Tüm dünyadaki işsizler ordusuna inat o, 50 haftada 50 farklı iş buldu. 27 yaşındaki Amerikalı Daniel Seddiqui, evden işsiz olarak çıktı ve Amerika’nın 50 eyaletini 50 haftada dolaşarak 50 işe girdi-çıktı. İşsizliği, bir işe dönüştüren Daniel Seddiqui, ‘Living the Map’ (Haritayı Yaşamak) adını verdiği projesini geçen ay tamamladı. Bu süre boyunca yaşadıklarını bir blog’da anlatan Seddiqui ile birlikte, bizler de bu maceraya tanıklık ettik. Şimdi Seddiqui’nin maceralarından oluşan bir seyahat kitabı da yolda.
Haritayı Yaşamak projesi, genç maceracının hayatta ne yapacağına dair henüz bir ipucu bulamadığı günlerde doğdu. Güney California Üniversitesi, Ekonomi bölümünü bitirdiğinden beri kariyer yolunda kararsızlıklar yaşadı. Birçok iş görüşmesinden sonra onu arayan olmadı. En sonunda mesleğiyle ilgisiz bir işe kabul edildi. İlkokul öğrencilerine yarı zamanlı ders veriyordu. Ancak bu işin de kendine göre olmadığını kısa zamanda anladı.

Daha sonra merdiven boyamadan muhasebeciliğe birçok işte para kazanmak için çalıştı. Fakat içinden bir ses, dışarıda bir yerde, onu çağıran bir iş olduğunu söylüyordu. Başka eyaletlerde farklı işler denemeyi düşünürken aklına daha parlak bir fikir geldi: İş aramayı meslek edinmek. Uzak şehirlerde sadece iş aramayacaktı. Hem bu kentlerin kültürlerini, alışkanlıklarını insanlarla paylaşacağı hem de farklı dallardan mesleklerini işleyişini sergileyeceği, ‘50 haftada 50 eyalette 50 iş’ projesine koyuldu. Böylece her şeyden biraz tadacak, her mesleğin iyi-kötü yanlarını bir haftalığına görecek ve hayatta ne aradığının farkına varacaktı. 

Hava durumu bile sundu
İşe Utah eyaletinden başlayan maceraperest Seddiqui, bir Mormon kilisesi olan ‘İsa Mesih’in Son Zaman Azizler Kilisesi’nde insani yardım hizmetlerinde çalıştı. Bu işi Mormonların Utah nüfusunun yüzde 58’ini oluşturduğu için seçmişti.
Seddiqui çalışacağı işi aslında gittiği kentin özelliklerine göre belirliyor. Başvurduğu her işe hemen kabul edilmediği de oldu. Mesela ekonomi okumasına rağmen Wall Street’te borsacı olarak çalışmak istediğinde yalnızca bir hafta çalışacağı için işe kabul edilmedi.
Genç maceracının en ilginç deneyimlerinden biri 13. haftasını geçirdiği Las Vegas’taki işiydi. Daniel, burada bir düğün planlayıcısına dönüştü. Hızlı ve tuhaf konseptlerde düğün törenleriyle meşhur Las Vegas’ta bir bakıyorsunuz damat Elvis kılığına bürünüyor, bir bakıyorsunuz gelin salona camdan giriyor. Daniel Seddiqui de bir haftada bu düğünlerde, 19’dan 70 yaşına kadar, Çinlilerden Avustralyalılara birçok çifti evlendirdi. Törenden sonra çiftlerin limuzin şoförü de oldu.
Her iş böyle renkli ve keyifli olmadı elbette. 35. haftada Kuzey Carolina’da modelliği deneyen Seddiqui, yedi buçuk saat poz verdikten sonra “Bu iş göründüğünden çok zor” diyordu.
Ohio’da hava durumu sunuculuğu, Batı Virginia’da kömür madeni işçiliği, Arkansas’ta arkeologluk, Orange Connecticut’ta sigortacılık, Alaska’da fotoğrafçılık, New Hampshire’da Demokrat Parti temsilciliği gibi birçok mesleği bir hafta denedikten sonra gezgin işçi Seddiqui, 50. ve son haftayı California’da şarap fermentasyonunda çalışarak geçirdi. Böylece 2 Eylül 2008’de başladığı turunu geçen ay başında tamamlamış oldu.
İlk haftalarda bir haftalık iş başvurularını kendi yaparken, proje ilerledikçe ün kazanan Seddiqui’ye kendiliğinden iş teklifleri yağmaya başladı. Öyle ki, eyaletler internet sitelerinde ‘Eyaletimizi en iyi temsil eden meslek hangisi?’, ‘Daniel burada ne iş yapsın?’ anketleri bile düzenledi.

En para getiren iş neydi?
Bu yaratıcı projenin sahibi, Amerikan rüyasının sona ermediğini göstermek istediğini söylüyor, “Amerika’da insanlar imkânların farkında değil. Biri Nebraska’da çok başarılı bir çiftçi olabilir, bir diğeri California’da ünlü bir yönetmen. Her eyaletin sağladığı iş imkânlarını ve yaşam tarzını keşfe çıkıyorum” diyor.
Çoğu insanın risk alacak kadar cesur olmadığını söyleyen Seddiqui videolarla, fotoğraflarla, internet günlükleriyle ve yayımlanacak kitabıyla bu riski alamayanları macerasına dahil etmeyi amaçlıyor. Üstelik başta yaşadıklarına Amerikalılar tanık olsun diye yola çıkmış ancak şimdi onu tüm dünya takip ediyor.
Fakat bu macerayla Seddiqui’nin hayatta aradığını bulup bulamadığı meçhul. Edineceği meslek konusunda daha iyi bir seçim yapacağına kafası daha bir karışmışa benziyor. En çok Orlando’daki Universal Stüdyoları’nda Mısır kralı gibi giyinerek saatlerce ayakta dikildiği oyunculuk işinden nefret etmiş. Wisconsin’deki peynir üreticiliğini de bir daha denemeyecek gibi; “En acımasız iş peynir üreticiliğiydi. Ortalık kokmuş çorap gibi kokarken sen kaymağı peynir suyundan ayırmaya çalışıyorsun. Tahammül etmesi zor iş” diyor.
Birmingham’da öğrencilere futbol antrenörlüğü yapmayı çok sevmiş. Burada şehre ve yemeklerine de hayran kalmış. Ohio’da hava durumu spikeri olmanın da çok eğlenceli olduğunu söylüyor. En çok parayı haftada 2 bin dolar aldığı Minnesota’daki tıbbi malzeme üretimi işinden kazanmış. En az para getiren işse Pennsylvania’da ahşap mobilya ustalığı olmuş. Burada sadece haftada 100 dolar kazanabilmiş.
Seddiqui, elbette bu 50 hafta boyunca sadece çalışmadı. Bulunduğu eyaletlerde bol bol gezdi. Kültürleri tanımanın yanı sıra kadınları da hayatından hiç eksik etmediğini söylüyor; 50 haftada, her eyalette geride en az bir kadın bıraktığı anlattıkları arasında. Çalışarak kazandığı paradan 60 bin dolardan fazlasını da biriktirmiş üstelik, çünkü 50 hafta boyunca gittiği yerlerde tanıdıklarının evlerinde kalmış.
Hem bu işi paraya çevirmenin başka yollarını da bulmuşa benziyor. Yakında çıkacak ‘Haritayı Yaşamak’ kitabından elde edeceği gelirin yanı sıra ‘50 Hafta, 50 Avrupa Şehri, 50 Meslek’ gibi reality şov programları için teklifler alıyor. Macerayı meslek edinen Seddiqui, okulların da yeni gözde konuşmacısı. Bu aralar sık sık öğrencilere meslekler konusunda bilgiler vermesi için konuşmacı olarak çağırılıyor. Okullar meslek kâşifini önce getirmek için adeta birbirleriyle yarışıyor.